Evlilik hayatında eşlerin ilişkisi, baba-oğul ilişkisine benzerdir: karşılıklı sorumluluklar vardır (“Baba” yazısını okumanız uygun olur). Evlilik kurumunun temelini çürüten ve yıkılmasına neden olan iki önemli travmatik olay şunlardır: aldatma ve aile içi şiddet. Aldatma eylemi insani, sosyal, kültürel, ahlaki, dini ve ideolojik yönlerden hiç birinde kabul görmez, hoş karşılanmaz.

Aldatan bireyleri iki kategoride ele alabiliriz. Bir tarafta aldatma eylemi nedeniyle pişmanlık duyanlar ve bu nedenle kendisiyle çatışanlar ki bu kişiler, “bir hata yaptım”, “şeytana uydum”, “gül gibi eşime haksızlık yaptım, çok pişman oldum”, “ben ne kadar vicdansız biriyim”… şeklinde yaşadıklarını tanımlayanlardır. Umulur ki bu bireyler bir daha aynı olumsuz tutumu sergilemeyeceklerdir ve affedilmeyi hak ederler.

Diğer tarafta ise aldatma davranışı sonrası hiç pişmanlık duymayan ve bilinçli hareket eden bireyler vardır ki bunlarda bazı ortak özellikler gözlenebilir.

Her iki kategorideki aldatan eşleri aynı kefeye koymak, “sonuçta eşini aldatmış, bunun yüzüne bakılacak tarafı yok” şeklinde değerlendirmek ve aynı duygusal tepkileri vermek adaletli olmayabilir.

Pişmanlık duymayan ve aldatmayı bir “hak” gibi gören bireyler, tekrarlayıcı tarzda aldatmaya devam edebilirler. Çoğu zaman eşini aldatmakla kalmaz, aldatma esnasında birlikte olduğu partnerini de aldatır ve genellikle kirli çamaşırlar bu dönemde ortaya dökülür, kriz patlak verir. Aldatan erkek, aldatmayı “hak” olarak gördüğünü: “erkek dediğin çapkın/hovarda olur”, “tek ile yetinilmez”… şeklinde ifade eder, “erkeğin elinin kiridir”, “her çiçekten bal toplamak gerekir”… gibi sözlerle kendini haklı gösterme gayreti içine girer. Aldatan kadında ise çoğunlukla intikam alma düşüncesi ön plandadır. Ya “o da beni aldattı” ya da “o da erkeklik görevlerini tam yapsaydı” söylemleri vardır. Sonuçta kişi kendine göre haklıdır ve yaptığından pişman olmaz. Maalesef bu düşünce yapısına toplumun kültürel değerleri (“erkek değil mi kaçamak yapar”), rol model olan anne/baba (“benim babam/annem de eşini aldatmıştı) ve çevresel provokatörler (arkadaş çevresi ve akrabaların teşvikleri) de katkıda bulunurlar.

Kayda değer bir narsisim/bencillik vardır. Kendisinin aldatması hak iken, şayet eşinin aldatması söz konusu olursa: erkek için “namus davası”, kadın için ise boşanma nedeni olarak değerlendirilir. “Ben aldatılmayı kabul etmem, aldatılamam” düşüncesi sabittir.

Aldatılan eşe yaklaşım kaba, disipline, hesap sorucu iken aldatmada birlikte olunan partnere karşı yaklaşım sevecen, anlayışlı, verici ve şefkatlidir. Ne tesadüftür ki evdeki eş kişiliğinden/kimliğinden/rollerinden fedakârlık etmiş ve aldatan kişiye karşı kendini yok saymış bir yapıdadır. Örneğin aldatılan kadın, “saçını süpürge yapmış”, kendini evin tüm sorumluluklarına adamış, çocuklarına hem anne hem de baba olmuş, ancak eşine karşı kadınsı özelliklerini kaybetmiş (kişisel bakım yapmayan, süslenmeye önem vermeyen vs.) veya ayaklarının üstünde dik durabilen/gerektiğinde inisiyatif kullanabilen bir birey olmaktan çıkmış bir kadındır. Aldatan erkeğe karşı bağımlıdır ve erkeğin gözünde “bensiz yapamaz” şeklinde görülen ve “çantada keklik” olarak algılanan bir bireydir. Partner olan kadın ise; “burnundan kıl aldırmayan”, tatmin edilmesi zor olan, her an kaybedilme riski bulunan ve kadınsı özellikleri (güzel, bakımlı ve seksapel olması) ön planda olan bir kadındır. Benzer tezatlıklar aldatılan erkekler için de geçerlidir.

Aldatılan eşe karşı sorumluluklar mecburiyetten yapılırken (“çocuğumun annesi/babası, bu nedenle onun yüzüne bakıyorum”…), diğer partnere karşı mecburi sorumluluklar yoktur ve onu elde tutabilmek için tüm imkânlar seferber edilir (eşine elbiseyi mecburiyetten alır da partnerine kredi kartını hesap sormaksızın verir).

Aldatılan eş, azıcık dik dursa ve hesap sorsa payına düşen şiddettir (fiziksel, psikolojik, ekonomik). Partner hesap sorsa, aldatan kişi süt dökmüş kuzuya döner.

Aldatan bireyler her ne kadar geçici mutluluklar yaşasalar da kalıcı huzura kavuşamazlar. Hele bir de yaşlanma ile bazı kayıplar (sağlık, ekonomik…) ortaya çıkarsa duygusal yıkım yaşarlar.

Partner ne zaman ki aldatan kişiyi kapı dışarı etti veya aldatan kişi, aldatma davranışını devam ettirmekte yetersiz kaldı, dönüş aldatılan eşin yanınadır. Bu nedenle uzun soluklu aldatma süreçlerinin sonunda aldatan bireyler, partnerinden hiçbir beklentisi olmaksızın ve aldattığı eşine karşı da hiçbir mahcubiyet duymaksızın süreci sonlandırırlar (öküz ölür, ortaklık bozulur”).

Aldatma davranışının bir boyutu da şudur: bazen madde hastalarında görülen çapraz bağımlılıklar (bir maddeye bağımlı olan hastada, bir başkaya maddeye de bağımlı olma riski yüksektir) gibi çapraz aldatmalar olabilir: evlilik hayatında eşini aldattığı gibi, işinde müşterisini aldatır, sosyal hayatta sözünde durmaz, ettiği yeminin hükmü olmaz. Kısacası eşi aldatmakla kalmaz, toplumu da aldatır ve en önemlisi asıl aldanan kendisi olur da haberi olmaz.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here