BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bağımlı kişilik bozukluğu C kümesi kişilik bozukluklarındandır. Kendine güvenme konusunda ciddi problemleri olan, çevresinden yoğun şekilde onay alma ihtiyacı bulunan, kendisini yetersiz  gördüğü için hayatıyla ilgili kararları başkasına bırakan, sorumluluk almaktan kaçınan, yalnızlıktan, terk edilmekten aşırı korkan, sürekli bir başkasının korunmasına ihtiyaç duyan kişilerin aldığı kişilik bozukluğu tanısıdır.

Bağımlı kişilik bozukluğu tanısı almış kişiler, çocukluğunu otoriter anne-babayla geçirmiş, eleştirel ve yargılayıcı tutumlara maruz kalmış ya da kendi kararlarını almasına izin verilmeden, sorumluluk almaktan uzak ve aşırı korumacı bir tutumla yetiştirilmiş olabilir. Bu çocuklar yetişkinlik evrelerinde de kendini kabul ettirmek, onaylanmak, eleştirilmemek ve yalnız kalmamak üzerine bir yaşam döngüsü içinde hayatlarını sürdürme eğilimi göstererek, aslında kendilerine kolay gelen, öğrenmiş oldukları sistemi devam ettirirler. “Hayır” deme güçlüğü,  terk edilme korkuları eşlik eder. Bu korku bazen kişiyi o kadar ele geçirir ki, kendilerinde bir öteki olmadan yaşamını idame etme gücü ve yetisi bulamayıp yoğun kaygı yaşarlar. Kendilerini bağımlı oldukları kişilerin hareketlerini ölçüp tartmaktan, hareketlerine anlamlar yüklemekten alıkoyamazlar.

Kaybetme korkusu bağımlı kişileri fiziksel, cinsel ve sosyal yönlerden istismara açık hale getirir. Kadınlarda görülme oranı daha fazladır. Bağımlı kişiler kayıplar karşısında yaşadıkları aşırı kaygı sebebiyle hemen bağlanacak yeni birini arama ihtiyacı duyarlar.

Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişilerde özsaygı ve özgüven oldukça düşmüştür. Sürekli karamsar ve aşağılayıcı düşüncelere kapılırlar, kendilerini değersiz görürler.  Kendini talep ve arzularını diğer kişilerin önünde ortaya koymak, farklı düşünmek oldukça zordur, bir işi başlatma konusunda ilk adımı atamazlar, sorumluluk almaktan mümkün olduğunca kaçınırlar. İş hayatında bu özellikleri sebebiyle başarısızlıklar görülmesi ihtimali yüksektir. Bir yandan eleştiriye tahammülleri oldukça zayıf  olmasına karşın diğer yandan sergiledikleri tutum sebebiyle eleştiri oklarını üzerlerine çekerek kendilerini baltalayabilirler. Karşılaştıkları problemlerde problemin kaynağıyla yüzleşmek yerine problemden kaçan immatür bir yapı ortaya koyarlar.

Terk edilme, yalnız kalma gibi korkularının üst düzeyde olması yoğun anksiyete yaşamalarına ve buna bağlı depresif bir tablo ortaya koymalarına sebep olur. Bu kişilerin tedavi olmaya karar vermeleri genellikle bağımlı oldukları için değil, yaşadıkları kaygı, korku ve depresyon nedeniyledir. Bağımlı olmalarını problem olarak görmemeleri  bunda etkilidir. Arkaik dönem nesne ilişkilerine yönelik çalışmalar, özgüven problemi, iç görü, duygu regulasyonu ve şemaları üzerine çalışılan psikoterapi uygulamalarının tedavideki rolü büyüktür. Farmakolojik tedaviden de faydalanılabilir.