Anne ve babalar, biliniz ki istesek de/istemesek de çocuklarımızın rol-modelleriyiz. Onlar hayatlarının ilk yıllarında bizleri taklit ediyorlar ve bizlerden öğrendiklerini temel alıyorlar. Her ne kadar ergenlikten sonra kendi inisiyatiflerini kullansalar da bu temel üzerinden düşünüp hareket ediyorlar (“Yaşının adamı olmak”, “”Sizden çok çektim! çocukluk hatıralarım” ve “Çocukluk hatıraları ile barışık olmak” yazıları okunabilir).

Bu bilgiler ışığında denilebilir ki “çocuklarımız, bizim aynadaki yansımalarımız gibidir”. Şayet çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı bir meslektaşım tarafından konulmuş hastalık tanısı (“davranım bozukluğu” gibi) yoksa ve çocuğumuz sağlıklı bir birey ise, onda gördüğümüz bir olumsuz davranışı/tutumu sorgularken dönüp kendimize bakmamız uygun olur.

“Oğlum niçin annesinin çantasından para aşırıyor, fırsat bulduğunda dükkân kasasından çalıyor?” sorusunun cevabı: “iş hayatımda müşterimden fazla para almam, hileli tartı kullanmam, vergi kaçırmam gibi nedenlerle bu durum başıma geliyor” olabilir.

“Gözüme baka baka yalan söylüyor” diye şikâyet etmek yerine, “eşime, anneme/babama, müşterime, komşuma… yalan söylediğim için mi?” diye kendimize sormak daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

“Neden bu çocuk anne/baba olarak bana saygısız, inadına söylediğimin tersini yapıyor” diye öfkelenmek yerine “ben annem/babama nasıl bir evlatlık yaptım ki bu çocuk bana böyle davranıyor” demek bizi çözüme ulaştırabilir.

“Büyüdü de şiddete eğilimi arttı, utanmasa beni dövecek” diye üzülmek yerine “vaktiyle eşime/evladıma/komşuma… el kaldırdığım için bunlar başıma geldi, şiddet uyguladığım kişilerden özür dilemeliyim ve pişman olmalıyım ki çocuğumda şiddetten uzak dursun” çözümünü hayata geçirmek daha faydalı olabilir.

İşin özü şudur ki: bal yemeden, “bal yeme” demeli.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

 

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here