Yakartop, çocukluğumuzun unutulmaz oyunlarındandı. Ne büyük haz alırdık ortada iken topu tuttuğumuzda, can kazanırdık, her can kazandığımızda oyunda kalış süremiz uzardı. Maalesef gerçek hayatta can kazanmak, ömrü uzatmak mümkün değil. Kedi için söylenen “dokuz canlı olma” özelliği de insan için geçerli değil.

Tek canımız var. Ne zaman, nerede, nasıl can vereceğimizi? bilmiyoruz. Bilme şansına sahip olduğumuz ve üzerinde düşünmemiz gereken tek soru var: ne için can vereceğiz? Canımızı feda ettiğimiz şey, her ne ise ona göre ya şerefle/övgüyle hatırlanıyoruz ya da bir hiç olup unutuluyoruz.

Kutsallar için can verdiğimizde, tarihe adımız kazınıyor, şehitlik makamıyla ölümsüz oluyoruz. Davamız ve inançlarımız için can verirsek, aynı yola baş koyanlar tarafından unutulmuyor, yâd ediliyoruz. Doğum anında can veren bir anne veya evine helal lokma götürmek için çalışırken can veren bir baba isek hayırla hatırlanıyoruz. Vazifemiz başında, kendimizi topluma adayan ve gerçekten emek verip alın teri döken biri olarak can verirsek, toplum nezdinde sevilen, hürmet edilen biri olarak kalıyoruz. Her bir örnekteki kişilerin isimleri, bir sonraki kuşağa aktarılıyor ve dua kapıları onlar için hep açık kalıyor.

Ya inandığı ile dertlenerek ya da “bana ne!” diyerek, ya hizmet vererek ya da suiistimal ederek, ya hak gözeterek ya da hak yiyerek, ya mazlum olarak ya da zulmederek, ya sevilerek ya da yaka silkilerek, ya dua alarak ya da bela okunarak, ya herkes tarafından örnek gösterilerek ya da kimsenin bilmediği bir hiç olarak… can verebiliriz.

Tercih bizim!

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here