Çevresel hassasiyeti fazla olan insanlar, dış dünyasında bulunan bireylere gereğinden fazla değer veriyorlar ve onlara sınır koyamıyorlar. “Saçını süpürge eden”, “ömürlerini vakfeden”, “onsuz yapamam” diyen bu bireyler, karşısındaki insana bağımlılık oluşturuyorlar ve kaybetme korkusunu çok yaşadıkları için de karşısındakine hiçbir zaman “hayır” diyemiyorlar.

Sınırsız “evet” demenin ne kıymeti ne de hükmü kalıyor, “evet” denilen her şey kişinin mecburiyeti, görevi haline geliyor. Çocuğuna emir eri olmuş anne, eşine bağımlı olup inisiyatif kullanamayan kadın/erkek, anne ve babasının gölgesinden çıkamayan evlat, sevgilisinin uyguladığı şiddete göz yuman aşık örneklerinde olduğu gibi karşısındakini kutsallaştırma ve sınırsız bir boyun eğiş olduğunda özgüveni diplerde olan, ezik ve silik kişiler ortaya çıkıyor.

Bu durumdan daha kötü olan, kişinin kendine gereken değeri vermemesi ve kendine sınır koyamamasıdır. Evladının karşısında bir anne, kendisinin annelik vasıflarına, otoritesine ve büyüklüğüne gereken değeri vermezse ve çocuğunun sorumluluklarını almada, ona hizmet etmede kendine “dur” diyemezse (sınır koyamazsa), “efendisini doğuran ve ona kölelik yapan anne” olarak karşımıza çıkıyor.

Bir insan kendine gerektiği kadar değer vermediğinde, çevresinde onu tanıyan tüm insanlar, ona fazlasıyla değer verseler ne kıymeti var? Dış dünyada herkes tarafından sevilen, takdir edilen bir insan dahi olsa kişi, kendi iç dünyasında değersiz, kimselerin sevmediği, herkese kul-köle olması gereken bir bireymiş gibi düşünmeye ve o doğrultuda yaşamaya devam eder.

Bir uçta narsist (bencil, egoist) olmanın kötülüğünden bahsederken diğer uçta olan kendine hiç değer vermeme de (ve bu nedenle sınır koyamayıp elini veren, kolunu kurtaramayan birey olma) bir o kadar kötüdür ve sağlık sorunlarına zemin hazırlar.
Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here