İnsani olarak hepimiz, hazıra konmayı ve kolayca sonuca ulaşmayı isteriz. Nefsimiz için, risk almadan ve sorumluluk altına girmeden en güzele ulaşma isteği, çok zor olan ve sıkıntı veren sonucu kontrol altında tutma gayretinden (“sonuç kontrolümde olsun!” yazısında bahsedildi) daha sevimlidir.

Zorluklar karşısında kararsızlıklar yaşadığımızda, “iki akıllıya, bir deliye danış” düsturuna uygun olarak çevremizdeki güvendiğimiz insanlara danışırız. Bazen de bu işi “profesyonel destek alma” düzeyinde ele alırız ve doktorumuza başvururuz. Buraya kadar olan süreç sağlıklı iken sonrasında karşımızdaki hekimden bizim adımıza karar vermesini isteyerek yanlış yola saparız. Buradaki motivasyonumuz, odaklandığımız kötü olasılıkların (“olasılıkları yaşamak” yazısını okuyabilirsiniz) etkisiyle yaşadığımız sıkıntıdan kurtulmaktır. Bu nedenle kendimizi ikinci plana iteriz ve doktordan bir karar vermesini, bizim yerimize geçmesini isteriz.

Bu büyük bir kumardır. Zira doktor, sınırlarını bilmez ve sizin bir adım önünüze geçerek “akıl vermeye!” kalkışırsa, sizi yanlış tercihlere yöneltebilir. Sonucuna doktor değil siz katlanacağınız için de almadığınız kararın bedelini ağır bir şekilde kendiniz ödeyebilirsiniz.

Örneğin “boşanayım mı? İşi bırakayım mı? Yaşadığım şehri terk edeyim mi?…” gibi sorularınızın cevabını danışma süreci sonunda kendiniz vermelisiniz. Verdiğiniz karar sonrası yaşayabileceğiniz sonuçların getirdiği maddi/manevi zorlanmalara siz göğüs germek zorundasınız. “Ben bir karar verdim ve sonucuna razıyım” diyebilmek sağlıklı insanın yaklaşımıdır.

Doktor da sınırını bilmeli, danışanının farkındalığını artırarak alternatif bakış açıları kazandırmalı ve kesinlikle akıl vermekten uzak durmalıdır (“boşan kurtul, boş ver bu işi yapmayı, bırak git buraları…” dememelidir). Danışanı kendi yerine bir kanaat bildirmesi istediğinde, “doktor ne desin?” diyebilen doktor profesyoneldir ve haddini bilmektedir.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here