“Hastan mı var? derdin var” der büyüklerimiz. Düşünüldüğünde “hastanın yaşadığı sorunların ve ıstırabın yanında hasta yakını ne kadar sıkıntı yaşayabilir ki?” denilebilir. Benzer tartışma “kadın bir doğurur, erkek dokuz doğurur” sözü için de geçerlidir. Nasıl olur da doğumhanede ortalığı yıkan gebenin eşi kapının önünde yoğun sıkıntı yaşar ve “ölür ölür dirilir”?

Gerçek şudur ki; bir hastalık sürecinde hasta kadar hasta yakını da kendi açısından etkilenir. Hastasının yaşadığı ıstırabı anlayamayabilir, onun yaşadıklarını algılamakta fakir olabilir. Pratikte hastayı iki kişi anlayabilir: “damdan düşünler” yani aynı hastalığı yaşayanlar ve hastalığı bilen, empati yapabilen hekimler. Örneğin depresyon hastasını eşi, annesi, babası, kardeşi, dostu anlayamaz da geçmişte depresyon rahatsızlığını yaşayan komşusu anlar. Genel cerrahi alanında otorite olan bir baba, kızının depresif halini bilemeyebilir de “kızım takma kafaya, niçin üzülüyorsun? Bir elin yağda bir elin balda” diyebilir. Bu arada anlaşılamama duygusu hastanın depresif halini daha da artırabilir.

Hasta yakını, hastalık hakkında ve hastasına nasıl yardımcı olabileceği konusunda herhangi bir bilgisi olmadığında yoğun sıkıntı yaşar.

Hasta yakınının iki uç tarafta da olması uygun değildir.

Bazı hasta yakınları duyarsızdır, hastalığı ve hastanın yaşadıklarını anlama gayretinde olmaz. “Doktora getirdim, ilaçlarını aldım, zaten eve bakmıyor, ona rağmen hiç ses çıkartmıyorum, daha ne yapabilirim?” derler ve hastaya desteği sadece maddi boyutta algılarlar, manevi destek hemen hemen hiç yoktur. Daha kötü olanı “hocam, bunun hiçbir şeyi yok, numaradan hasta, yediği önünde-yemediği arkasında, şükürsüz bu, tembel bu” düşüncesinde olan hasta yakınlarıdır ki bu kişilerin hastaları yoğun bir sıkıntı ile “Allah canımı alsaydı veya kanser olsaydım da beni yakınım anlasaydı” derler.

Diğer tarafta ise kendi sağlığını kaybetme pahasına elinden geleni ardına koymayan ve uyku durağını kaçıran, koruyucu-kollayıcı hasta yakınları vardır. Bu durumda da hasta yakınının yaşadığı sıkıntı, hastaya ek yük olur ve hasta yakınının, hastaya faydadan çok zararı dokunur. Hasta, “yakınıma çok yük oldum, ona zarar verdim” gibi düşüncelere kapılır. Hastanın inisiyatif kullanmasını ve yapması gerekenleri hasta yakını yapmaya çalışır da bir sonuç alınamaz.

Hastalık ile mücadelede hasta, doktor ve hasta yakını bir ekiptir ve her birinin yapması gerekenler vardır. Doktor tedaviyi düzenler, tavsiyelerde bulunur, takibini yapar. Hasta doktorun direktiflerine uyar, tedaviye uyum gösterir. Hasta yakını ise maddi ve manevi desteğini verir. Doktorun reçeteye tansiyon ilacı yazması yetmez, hasta tuzsuz yer ve hasta yakını da yemek pişirilen tencereye tuz atmaz.

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here