Tıp eğitiminin başında hocalarımız bizlere şu kaideyi öğrettiler: “en değerli teşhis aracınız hastanızdan alacağınız detaylı öyküdür (anamnezdir)”. Hastanızdan istediğiniz tetkikler ve testler her ne kadar yardımcı olsalar da anamnezin yerini tutmaz. Hekim hastasını ne kadar iyi dinler, gözlemler ve gerekli notlarını tam tutabilirse o kadar başarıya ulaşabilir. Bu kaide, diğer tıp alanlarına göre psikiyatride daha çok değerlidir.
Hastalıkları ve klinik görünümlerini teorik kitaplardan, metinlerden okuyabilirsiniz, teorik sınavlarda çok başarılı olabilirsiniz. Ancak gerçek yaşamda ve klinik uygulamada asıl olan pratik bilgi ve tecrübedir. Bu nedenle iyi bir hekim olma isteğiniz, ne kadar hasta gördüğünüz ve hastalarınızdan neler öğrendiğiniz ile paralel seyreder. Poliklinikte ayaktan takip edilen hastalardan pek çok hayati bilgileri öğrenebilirsiniz. Daha önemli olan yataklı klinikte yatarak takip edilen hastalardır. Yatan hasta takibi yapmamış hekimin tecrübesi yetersiz olarak kabul edilir.
Bu bilgiler ışığında hekimin bilgisini, becerisini ve tecrübesini geliştirmede ana faktör hastası ile kurduğu doğru ilişkidir. Bir meslek büyüğümüzün sözü kulağıma küpe olmuştur: “HASTALAR SİZE ÖĞRETİR”.
Ben de köşemden size gücüm yettiğince hastalarımdan öğrendiklerimi anlatmaya çalışacağım, umulur ki kendinizden bir şeyleri bu anlatımlarda bulursunuz. Nasreddin hocanın söylediği gibi “damdan düşenin halinden damdan düşün anlar”. İnsanı kahreden anlaşılamama duygusunu bir nebze ortadan kaldırabilecek “benim gibi aynı sorunu yaşamış birisi daha varmış, bu sorun bana özgü değilmiş” düşüncesinin getirdiği kısmi duygusal rahatlamayı tatmanız ümidiyle…

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here