Konya’mızda bir olmazsa olmaz vardır: bisiklet. Çoğu evde birden fazla bulunur ve yedisinden yetmişine pek çok insanımız günün her vaktinde, en işlek caddeler dâhil her yerinde bisikleti kullanır. Benim çocukluğumda ve ergenliğimde, nasıl ki Hindistan’daki kutsal sayılan inekler yollarda yürürken diğer araç sürücüleri tarafından hürmet görüyorsa, Konya’daki bisikletli bir vatandaş da hürmet görürdü ve “niçin trafik kurallarına uymuyor?” diye sorgulanmazdı. Ayrıca trafiğin kutsal parçası olan bisikletli sürücüye yan gözle bakılmazdı. Bu nedenle de ne kask takan vardır, ne de kaskında kamera taşıyan.

İstanbul’da Sahil Yolu’nda bisikletli vatandaşlara tahsis edilmiş özel bir yol var. Buna rağmen çoğu kişinin başında kaskı, kaskının tepesinde de kamerası var. Çoğu kırmızı ışığın olduğu yerde de MOBESE kameraları kayıtta.

Geçmişte hayatımızda kamera yoktu. Kamera çekimleri sadece film artistleri içindi. İnsanlar yapılan hatalı işleri (trafik kazası gibi), adli suçları (hırsızlık, rüşvet alma-verme)… kamera görüntüleri ile ispat etmek zorunda kalmazdı. Zira çoğu kişide “Allah var, görür” inancı vardı, hem çevresinden (mahalleli, komşu, akraba, eş-dost) hem de kendi vicdanından çekinirdi, yalana tenezzül edilmezdi, “söz senetti”, kutsallar (Allah, bayrak, vatan, şeref vs.) üzerine yemin etmenin bir hükmü vardı. Her şeyden önemlisi öncelikle insandık ve arabamızla çarptığımız yaralıyı olay mahallinde bırakıp kaçmayı kendimize yediremezdik. En kabadayı olan bireyimiz dahi “şeriatın kestiği parmak acımaz” düşüncesine sahipti ve kendine verilen hukuki cezaya razı olurdu.

Günümüzde her yerde kameralarımız var: evde, iş yerinde, sokakta, arabada, bisiklet kaskında… İyi ki varlar, zira kamera görüntüleri ile ispat edemediğinizde hakkınızı savunamıyorsunuz. Ne yazık ki inanç, söz, kutsal üzerine yemin, vicdan, çevreye hürmet, hukuka saygı… “sizlere ömür oldu”, bizim hayatlarımızda “biri bizi gözetliyor evine” döndü.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here