Çocuktum, uyku mahmurluğu olmasına rağmen bayramlık elbisemi giyip babamın yanında bayram namazına giderdim. Kimi uyuklayan kimi de can kulağı ile dinleyen cemaate imam vaaz ederdi. Bayram vaazının ana gündemlerinden bazıları “küslüklerin bitmesi, büyüklerin ziyaret edilmesi, çocuklara güzel örnek olunması, hoşgörülü olma, paylaşma, yetimlerin sevindirilmesi, fakirlerin gözetilmesi” idi.
Eve dönüşte tatlı bir telâşe olurdu. Rahmetli dedem tez canlı, babayiğit bir insandı. Tek başına kurbanı kesmeye kalkışır, oğulları onu durdurmaya uğraşır, hâsılı ortam kâh gerilir kâh gülücüklere boğulurdu. Karşılıklı sataşmalar arasında evin çocukları olan bizler bir kenarda durur olanları seyreder, anlamaya çalışırdık. Kimsenin aklına “kurban kesilirken bu çocuklar zarar görebilir” düşüncesi gelmezdi, korkup ağlayan çocuk da olmazdı. Üstelik kurban kanı alınlarımıza sürülür, batıl bir inanç olsa da çocuk kurban kanı ile kutsanırdı. O dönemde “uzmanlar kurban kesimi esnasında çocukların nasıl etkilendiği konusunda şu açıklamaları yaptılar” şeklinde yapılan haberlerden habersiz yaşardık. Belki de bu vesileyle hayatın gerçekleri, kurban ibadetinin hikmetleri ve ölüm konusunda tecrübeyi yaşayarak öğreniyorduk. Bugün için “doğru mu? yanlış mı?” tartışması her düşünen beyin tarafından farklı açılardan değerlendirilebilir.
Bayram boyunca tüm akrabalar, komşular, tanıdık ve tanımadık insanlar ile hoş sohbetler edilirdi, karşılıklı ziyaretler yapılırdı. “Bana ne ondan, onun söylediklerinden, aman benden uzak dursun” yaklaşımları ve bireyselliğin getirdiği karşısındaki insanı değersizleştirme gayretleri hem bilinmezdi hem de itibar görmezdi.
Aradan 35 yıl geçti. Her yıl kurban bayramında yine bayram namazı, bayram vaazı ve kurban kesimi yaşandı. Yaşanan farklılıklar ve kuşaklar arası bayram anlayışındaki değişimler bir tarafa tek şey hep aynı kaldı: vaazlarda bizlere anlatılan önemli konular (küslüklerin bitmesi, büyüklerin ziyaret edilmesi, çocuklara güzel örnek olunması, hoşgörülü olma, paylaşma, yetimlerin sevindirilmesi, fakirlerin gözetilmesi). İstisnalar bir tarafa hakikat şu ki bayramlarımızda küslükler bitmedi, büyüklerin ziyaret edilmesi pek fakirleşti, tatil yöreleri doldu taştı, çocuklar bayram kültürünü öğrenemedi, hoşgörü ve paylaşma toplumumuzun kanayan yaraları olarak kaldı, yetimler ve fakirlerin durumu değişmedi.
Lütfen olumsuz baktığımı düşünmeyiniz, sadece yıllardır dinlediğimiz vaazların sadece söylemde kalmaması, eyleme de dönüşmesi için konuyu abartılı anlatmak istedim. Hepinizin bayramını kutlarım.

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here