Obsesif Kompulsif Bozukluk

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Kişinin zihninde baskın ve tekrarlayıcı olan, işgal edici  inanç ve fikirler “obsesyon” olarak isimlendirilir. Kişi zihnindeki baskın inanç ve fikirlere direnmek istediğinde, bunlara aykırı hareket etmeye kalktığında bu kişide yoğun bir kaygı ve rahatsızlık yaratır. Bu kaygı ve rahatsızlıktan kurtulmanın yolu ise zihnindeki tekrarlayıcı inanç ve fikirlere uygun hareket etmek, bunlarla bağlantılı bir takım davranışsal (açık) ya da zihinsel (örtük) eylemleri  gerçekleştirerek ritüellerini (kompulsiyon) tamamlamaktır. Fakat düşünce ve ritüellerle yapılan yoğun uğraş günlük hayatı sürdürmede zorluklara, yaşamsal sorumluluklarında zorluk ve aksaklıklara neden olarak işlevselliği olumsuz etkiler.

Obsesif (takıntılı) düşüncelerin en sık görüleni bulaşma ile ilgili düşüncelerdir. Çoğunlukla mikrop bulaşması üzerine düşünce yoğunluğu görülür. Bir diğer alan kontrol etmeyi gerektiren “yaptım mı yapmadım mı?” tarzındaki şüphelerdir. Kapının kilidi, ocağın kapanıp kapanmadığını, elektrik düğmelerini kontrol etme şeklinde tekrarlayıcı kontrol davranışları görülebilir. Simetri obsesyonları her şeyi belli bir sırada tutarak sürekli düzeni koruma ya da sayma çabaları gerektirirken, yasaklı şeyleri yapmak ya da düşünmekten kaçınmak kişinin günahkar olduğuna inandığı düşüncelerinin yoğunluğundan ya da cinsel tabularının varlığından kaynaklanabilir.

Kompulsiyonlar obsesif düşüncelerden korunmak için uygulanması gerektiğine inanılan, çoğu zaman aynı şekilde ve aynı sırayla yapılan, obsesif düşünceler her aktifleştiğinde benzer şekilde tekrarlanan davranışlardır. Bu davranışlar dışarıdan görünen eylemler şeklinde olduğunda “açık kompulsiyon”, dışarıdan görünmeyen zihinden geçirilen, içten söylenen sözler şeklinde içsel olarak yapıldığında “örtük kompulsiyon” olarak isimlendirilirler. Örneğin “mikropların bulaşması” konusunda obsesif düşüncelere sahip bir bireyin düşüncesi aktifleştiğinde stresin azaltarak yatışabilmek için “el yıkama” şeklinde davranış olarak dışarıdan görülebilen “açık kompulsiyonlar”a baş vurabilirken; kem gözlerden negatif enerji bulaşmasın diye korunmak için zihninden geçirmesi gerektiğine inananan bir bireyin bir takım sözler söylemesi, dışarıdan görünmediği için “örtük kompulsiyon” olarak değerlendirilecektir.

OKB vakalarının %80 kadarı sahip olduğu düşüncelerin saçma olduğuna, dışarıdan ne kadar garip göründüklerine, saçma bulmalarına karşın yapmaktan kendilerini alıkoyamadıklarına inanırken, geri kalan %15-20 civarı OKB vakasının davranışlarına yönelik içgörüsünün zayıf olduğu ve davranışlarını mantıksız bulmadığı görülmektedir. Ayrıca OKB’nin kronik olması ve kişinin günlük yaşamında yarattığı yoğun işlev kaybına dayalı olarak  vakaların yaklaşık üçte ikisinde majör depresyonun tabloya eşlik ettiği görülebilir.

Obsesif kompulsif bozukluğun temelinin aile öyküsüne dayanması yaygındır. Farmakoterapiyle desteklenen OKB tedavisinde  psikoterapiyle ya da her ikisinin birlikte uygulanmasıyla olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Kişi obsesif düşüncelerinin yol açtığı, kendi hayatına koyduğu kurallarla günlük yaşam alanını giderek daraltmış ve kendine detayları hesaplamadan rahat, esnek ve spontan olabileceği  özgür bir alan neredeyse bırakmamıştır. Ancak yaşam boyu kendini kendi koyduğu kuralların arasında hapsetmek zorunda olmadığını farkedebilir ve profesyonel bir ruh sağlığı hizmetinden oldukça fayda görebilir.