Her canlının kaçamadığı ve mutlaka tadacağı bir olaydır: ölüm. Öyle muhteşem bir olaydır ki çok farklı yorumlara neden olur.

Bir olay nasıl bir düşünce ile yorumlanırsa, o yorumun sonucuna uygun bir duygusal tepki ve davranış şekli ortaya çıkar.

Hz. Mevlana için ölüm, “düğün gecesi” (şeb-i arus)’dir, Sevgiliye vuslat vaktidir. Bu nedenle vecd içinde kendinden geçilir ve semâ edilir.

Bazı güzel insanlar, ölümü gerçek hayata açılan kapı gibi görürler, mutludurlar ve tebessüm ederek ölürler, onların ölümü geride kalanlar tarafından “çok güzel bir ölüm oldu” şeklinde tarif edilir.

Yoğun bakımın önünde, ölümün eşiğindeki (pre-ex) hastasına dua eden hasta yakını tarafından ölüm, “iki iyilikten biri” olarak yorumlanır ve ümitkâr bir şekilde Yaratan’dan istenir.

Kimisi için ölüm, “hazırlıksız yakalanılan bir imtihan” sürecinin sonudur, kişi sonrası için hazır değildir, yoğun sıkıntı içinde ölüm korkusu yaşar, teyakkuz halinde ölümü bekler.

Diğer bir grup insan için ölüm, bir “son”dur, toprak altında çürüyüp “tabiat ana’da” yok oluştur. Ölüm yaklaştıkça kişi ya ümitsiz olur, ölümü yadsır (inkâr eder) ya da hayat doludur, son ana kadar dünyanın tadını çıkarmaya çalışır.

Kronik hastalığı olan (kanser hastaları, yatalak hastalar…) ve çok ıstırap yaşayan hastalar için ölüm, kurtuluştur ve yoğun sıkıntı ile “ötenazi” yapılmasını talep edebilirler.

Ağır depresyon hastaları için ölüm, kendini cezalandırmanın bir yoludur ve elem-keder/suçluluk/değersizlik duyguları pik yaptığında intihar ederler.

Şizofreni hastaları için ölüme yüklenen anlamlar değişkendir (psikotik sürece bağlıdır), duygusal tepki olmaksızın da intihar edebilirler.

Yarın Hz. Mevlana’nın vuslatının 741. yıldönümü. Ölümü “düğün gecesi” tadında yorumlayabilenlerden olmanız ümidiyle.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here