* “ Doktor dinleyerek beni nasıl tanır?, beni anladığını hiç sanmıyorum!”: İlk görüşme çok kıymetlidir, ilk tanışma ve değerlendirme (muayene) yapılır. Karşılıklı güvene dayalı hasta-hekim ilişkisinin temelli atılır. Doktorun muayeneden beklentisi, empati yeteneğini kullanarak ve mesleki tecrübesine dayanarak, hastasını hakkında en kapsamlı bilgi birikimine ulaşmaktır. Bu bilgiler sayesinde, doktor en isabetli ve doğru ön tanıları koyabilir (ön tanı ilk muayenede konulur, sonraki takip sürecinde ön tanıdan kesin tanıya geçiş yapılır ve takip dönemindeki gözlemlere göre kesin tanı, ön tanıdan farklı olabilir). Hastayı tanımaktan kasıt, hastanın sadece bir birey olarak (beslenme alışkanlığı, zevkleri, tercihleri vs.) tanınması değildir. Hekim, muayenede değerlendirmeyi beş eksende yapar: 1. Klinik bozukluklar, 2. Kişilik bozuklukları ve zeka geriliği, 3. Genel tıbbi durumlar (dahili, nörolojik vs. hastalıkları), 4. Psikososyal ve çevresel sorunlar, 5. İşlevselliğin genel değerlendirilmesi. Hastanın şikâyetleri ve paylaştığı sorunlar (klinik tablo) genellikle hekime yabancı değildir, zira hekim benzer klinik tabloları aynı hastalığı yaşayan diğer hastalarında da pek çok kez gözlemlemiştir. Örneğin depresif şikâyetler (zevk almama, karamsarlık, ölme isteği vs.) her depresif bozukluk yaşayan hastada, benzer şekilde gözlemlenir. Her ne kadar hasta veya hasta yakını mevcut sorunların kişinin kendisinden kaynaklandığına inansalar da klinik belirtiler kişinin bireysel tercihleri/şahsına münhasır sorunları değildir. Sonuç olarak, ilk muayenede doktorun tanıdığı/anladığı/bildiği hastanın şahsı değil, var olan klinik tablodur.

 

* “Doktora bir kez gidelim, beni bir değerlendirsin bakalım!”: 50 yıllık çiftlerin dahi yeri geldiğinde “eşimin verdiği tepki beni şaşırttı, onu tanıyamamışım” dediği gibi, yıllar geçse de bir insanı “mükemmel tanıdım/bildim” demek mümkün değildir. İnsan, yaşayan bir yapıdır ve değişim içindedir, stabil yapıdaki bir aygıt değildir. Yaşlar ilerledikçe, kişi ile ilgili pek çok faktör (fiziki sağlığı, düşünce şemaları, duygusal tepkileri, davranış ve tutumları…) değişken seyir gösterir. Durum bundan ibaret iken, doktorun hastayı bir kez görmesi ile hasta hakkında tam tekmil her şeye vakıf olması mümkün değildir (bir usta için herhangi bir araba modelinde motor aksam standarttır ve tek görüşte arızayı tespit etmek çoğu zaman mümkündür. Peki ya tek görüşte, yaşayan bir varlık ve her biri nevi şahsına münhasır olan insandaki bozuklukları tespit etmek mümkün olabilir mi?). Örneğin şizofreni tanısı koymada,  hastalık belirtilerinin en az 6 ay sürmesi şartı vardır. Ancak bazı duayen psikiyatri hocaları, hekimin hastasını en az 2 yıl düzenli takip ettikten sonra “şizofreni vakası” olduğu kanaatine varmasını tavsiye ederler. Yapılan düzenli takip muayeneleri sonucunda hastalığın seyri gözlemlenir, var olan bilgiler güncellenir, gereken tedbirler alınır, düzenlemeler yapılır. Bu nedenledir ki, her psikiyatri hekimi hastasını muayene ettikten ve ön tanı koyduktan sonra takibe alır ve belli aralıklarla takip muayenesine çağırır. Bu çağrı, “gel-git yapmak”, “para kaynağı oluşturmak”, “ticaret yapmak”… anlamlarına gelmez. Dileyen kabul eder ya da etmez, ama şu bir gerçektir ki diğer tıp branşlarından farklı bir yeri olan psikiyatri dalı zor ve zahmetlidir, sabır ve özveri gerektirir.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

 

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here