* “ Psikiyatri doktoru niçin tetkik ister, anlamadım ki?”: Psikiyatri uzmanı, öncelikle bir hekimdir, bu nedenle de psikiyatrik bir ön tanı koymadan önce ayırıcı tanı yapması gerekir. Mevcut klinik tabloya neden olabilecek fiziki hastaların ayırıcı tanıda dışlanması için çaba harcanır. Örneğin sinir krizi geçirdiği ve bu nedenle bayıldığı (konversiyon bozukluğunda pseudonöbet (yalancı nöbet) geçirme olur) düşünülen hastada, ayırıcı tanıda epilepsi hastalığının (sara hastalığı: gerçek nöbet geçirme olur) dışlanması gerekir, bunun için de şüpheli durumlarda EEG çekimi yaptırılabilir. Yorgunluk şikâyeti ön planda olan ve depresif bozukluk düşünülen hastada ayırıcı tanıda hipotiroidi, anemi gibi dâhili hastalıklar araştırılmalıdır. Zira hipotiroidi veya anemi gözden kaçırılırsa, hastaya verilecek depresyon tedavisi yetersiz kalacak, hatta gereksiz ilaç yüklemeleri yapılabilecektir. Hekim genel değerlendirmede, gerekli gördüğü takdirde hastadan hemogram, rutin biokimya, tiroid hormonları, EEG, kranial MR… isteyebilir, şüpheli sonuçlar çıktığında daha ileri inceleme yapılması için ilgili branş hekiminden (dahiliye, nöroloji, beyin cerrahi vs) konsültasyon yaparak yardım isteyebilir. Ayırıcı tanıyı yaptıktan ve ön tanıları belirledikten sonra ise hekim, ön tanılarını doğrulamak için psikometrik testler (SCID, Rorschach, MMPI, NPT vs)  isteyebilir. Bu testlerin amacı, en isabetli ve doğru tanıya ulaşmaktır. Ancak psikometrik testler, hekime yardımcı olmakla beraber, özenle ve hakkıyla yapılan psikiyatrik muayenenin yerini tutmaz. En önemli tanı aracı, hastadan alınan anamnezdir (öykü). Mevcut şartlar elvermediği için tetkikler ve testler yaptırılamadığında, hekim tarafından alınan detaylı anamnez ve tam muayene ön tanı için yeterli kabul edilebilir. Maalesef günlük pratikte, bu tür tetkik ve test istemleri hakkındaki kanaat şu şekildedir: “ne gerek var?”, “durduk yere masraf çıkartıyorlar”, “bu yapılanlar para tuzağı”… Hekimin bir görevi de şudur: yapılan işlemlerin ve izlenen yolun gerekliliğini uygun bir lisanla hasta ve hasta yakınına anlatmak ve gerekli bilgilendirmeyi yapmaktır. Hekimin bilgilendirici bir dil ile iletişim kurmaması ve emir verir tarzda yapılması gerekenleri söylemesi, hasta ve hasta yakınında hatalı algılara ve önyargıya neden olan en önemli unsurdur.

 

* “Doktorum hastalığımın değiştiğini söyledi”: Hasta ile yapılan ilk görüşme sonrası uzun süreli bir takip süreci başlar (örneğin ilk atak depresif bozukluk için bu süre en az 1 yıl iken, 2. Atak için takip ve sürdürüm tedavi süresi: 2-3 yıldır). İlk görüşmede konulan ön tanı, takip sürecinde değişkenlik gösterebilir: bazen hastalık içindeki doğal değişimdir (bipolar hastada ilk tanı manik epizod iken, takipte depresif epizoda geçiş olabilir), bazen de ön tanı hatalıdır, uzun gözlemler sonucu daha doğru tanıya ulaşılır (psikotik depresyon ön tanısı konulan hastanın takiplerinde paranoid bozukluk tanısına kanaat getirilebilir). Bu değişkenlikler, hastalığın seyrini (prognozu) takip etmede ve tedavi yaklaşımlarını belirlemede önemlidir. Bir de prognoz açısından yıkım ile giden hastalıklar vardır ki (şizofreni, demans vs) değişik evrelerine göre klinik tablo farklılaşır (demansın ilk döneminde unutkanlık ön planda iken son döneminde yatalak ve bakım hastası olma söz konusudur).

 

* “Her gittiğim doktor farklı konuşuyor”: Hastayı en iyi bilen doktor, en son takip eden ve geçmişini bilen doktordur. Hastanın tedavi başlandıktan sonraki süreçlerde, klinik tablonun farklılaşması söz konusu olabilir (Atipik psikoz ön tanısı alan hastada, tedavi periyodu sonrası mevcut klinik tablodaki değişime bağlı olarak bipolar bozukluk tanısı düşünülebilir). Dolayısıyla sık doktor değişimi yapan hastalar, her gittiği doktor tarafından yapılan muayene sonucunda farklı tanılar konulduğunu müşahede ederler. Bu durumda da hastada güvensizlik ve ümitsizlik gelişir. Her doktorun farklı konuşmasının değişik nedenleri olabilir: her biri farklı zamanlarda ve farklı kesitlerde hastalık tablosunu değerlendirmektedir ve bazen yetersiz alınan öykü nedeniyle hastalığın geçmiş süreci göz önünden tutulmamaktadır. Bazen de mesleki rekabet nedeniyle bir önceki hekimin koyduğu tanıya ve başladığı tedaviye hürmet edilmemekte ve büyük bir yanlışlığa düşülmektedir. En kötüsü de bir önceki hekim hakkında olumsuz konuşmaktır ki bu davranıştaki ana fikir, hatalı bir bakışla hastayı kendine bağlama gayretidir. Doğru davranış şu olmalıdır: “önceki hekiminizin değerlendirmesi ve yaklaşımı muhtemelen doğrudur, mümkün ise kendisinden bir epikriz (çıkış özeti) alınız”. Sonuç olarak her ne kadar hasta aynı insan olsa da yaşadığı hastalık süreci değişkendir ve bu değişkenliği sağlayan pek çok faktör (biyolojik, çevresel, kişilik vs. özellikleri) vardır. Bu faktörlerin etkisi ile hastalığın seyri değiştiği gibi doktorların kanaatleri de değişebilir.

 

Dr. Hasan Basri İzgi

 

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here