* “Hastalık hatalarımın sonucu mu? Bana verilmiş bir ceza mı?”: Hastalıklar, genetik (kalıtımsal), biyolojik (fiziksel hastalıklar vs), psikolojik (kişilik özellikleri vs) ve çevresel (yaşanan kayıplar vs) nedenlerin bir araya gelmesi ile (pek çok faktörlü) ortaya çıkarlar. Hiç bir tıbbi bilgi kaynağında hastalık nedeni olarak “kişinin hatalarına verilen ceza” değerlendirmesi bulunmaz. Hatta tam tersine, kriz gibi görülen hastalık dönemi fırsata çevrilebilir: kişinin yaşamındaki hatalı tercihler (olumsuz inançlar, alkol/madde kullanımı vs) ile yüzleşme imkânı ortaya çıkar, sağlıklı yaşam dengelerini kurmaya yönelik düşünme fırsatı doğar. Unutmamalı ki “bir musibet, bin nasihatten iyidir”.

 

* “Kendi doktorum olmalıyım!”: Kulağa hoş gelen bu düşünce, gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Örneğin depresif bozukluk yaşayan bir psikiyatristin kendisine faydası olmaz, hastalığın yönetimini kendi kendine yapamaz da bir diğer psikiyatrist meslektaşından yardım alması gerekir (kendi kendine yapılan cerrahi bir girişimin başarılı olması mümkün müdür?). Bırakın kendine doktor olmayı, bir hekim kendi ailesinden birine (eşi, çocuğu vs.) hekimlik yapamaz. Hastalığın akut (alevli) döneminde ok yaydan çıkmıştır, izlenmesi gereken bir tedavi süreci vardır ve bu dönemde en yetkili kişi doktordur, hasta ve hasta yakını değildir. Hastalıkta kısmi iyileşme dönemi (sivrisinekler öldü, bataklık duruyor) olduğunda (hastalık başlamazdan önceki belirtilerin olmadığı döneme dönüş olduğunda), artık hekimden çok hastanın kendisi aktif rol almalıdır (“Bataklığı kurutma adına neler yapılabilir?” yazısı). Ne zaman ki tam iyilik hali oldu (bataklık da kurudu), işte o zaman (sağlıklı iken) “kendi doktorum olmalıyım” yaklaşımı kısmen (yine gerekli hallerde hekime danışmak şartıyla) doğru olabilir (koruyucu sağlık yaklaşımı).

 

* “İyileşemiyorum!”: Nasıl ki hastalığın başında farkındalık olmayabilirse tedavi sürecine karşı da farkındalık olmayabilir: sorulduğunda “her şey aynı, değişiklik yok, iyileşemiyorum” diye cevap veren hastanın, o günkü muayene bulguları ile geçmiş muayenesindeki bulgular kıyaslandığında, çoğu zaman sürecin olumlu tarafta ilerlediği hem doktor hem de hasta yakını tarafından gözlemlenir. Bazı hastalar ve hasta yakınlarının iyileşmeden beklentisi, “her bir sorundan (sağlık sorunları ile birlikte, kişisel sorunlar, çevresel sorunlar vs.) kurtulma” şeklindedir. Bazen hasta yakını o güne kadar ki tanıdığı hastasından farklı bir kişilik yapısının ortaya çıkmasını bekleyebilir (önceden mükemmeliyetçi, takıntılı eşinin umursamayan, olduğu kadarıyla yetinen bir insan olmasını istemek gibi). Hasta ise tüm dış dünyanın (iş hayatı, ilişkiler, iletişim sorunları vs) düzene girmesini ve “sıfır sorun” yaşanan bir hayatı idealize edebilir (doktorun misyonu, öncelikle sivrisinekleri (hastalık belirtilerini) yok etmek, sonra da bataklığı kurutmada hastasına yardımcı olmaktır). Hastalık belirtileri geçtiğinde ve hastanın hayatında, hastanın kendisinin söz sahibi olması gerektiğinde, doktorum sınırlarını bilmemesi karmaşaya neden olabilir (“Doktor ne desin?” yazısı).

 

Dr. Hasan Basri İzgi

 

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here