* “Hastalığım tekrarlar mı?: Çoğu tıbbi hastalıkta olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da tekrarlama potansiyeli vardır (“Ya tekrar hastalanırsam!” yazısı). Önemli olan husus, nüksetme riskini azaltmak için yapılması gerekenleri, kısmi iyilik dönemine ulaştığında hastanın kendisinin başarmasıdır (“Bataklığı kurutma adına neler yapılabilir?” yazısı). Maalesef çoğu hasta, şikâyetleri geçtikten sonra (kısmi iyilik) “ben iyileştim” düşüncesine kapılmaktadır ve kendi hayatında herhangi bir düzenleme yapmadan ilaç kullanımını ve doktor takibini bırakmaktadır. Şayet hastalanmadan önceki yaşam tarzı, tutumları, düşünce yapısı… hastalığın akut dönemi atlatıldıktan sonra da devam edecek olursa, belirli bir süre sonra hastalığın nüksetmesi kaçınılmaz olur. Nasıl ki, bel fıtığı olan bir hasta ameliyat olduktan sonra ağırlık kaldırmaya devam edecek olursa fıtığı nüksedecektir, benzer şekilde depresyon atağı kısmen yatışmış hasta da, geçmişteki hatalı tutumlarına (insani ilişkilerde sınır koyamamak, kendini herkese vakfetmek vs.) devam edecek olursa depresyonu tekrarlayacaktır. Hastalıklar orman yangını gibidir: pek çok faktör; kuru otlar, sıcak hava, sigara izmariti… (genetik, biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler) bir araya gelir, yangın (hastalık) başlar. İtfaiye (doktor) su sıkar (ilaç tedavisi). Alevler (hastalık belirtileri) yatışsa bile su sıkmaya devam edilir ki arada kalan korlar (arta kalan hastalık belirtileri) soğutulsun, buna soğutma çabası (sürdürüm tedavisi) denilir. O dönemde yangına benzin (alkol/madde kullanımı) dökülmez. İtfaiyenin işi bittikten sonra orman köylüsü (hastanın kendisi) ormanın yeniden imarına (psikoterapi süreci) uğraşır, kuru otlar (hastalık öncesi olumsuz yaşam tarzı) temizlenir, yeni yeşil fidanlar (sağlıklı yaşam tarzı) yetiştirilir.

 

* “Kurtulamayacağım”: Hastalık tekrarları oldukça hastada ümitsizlik başlar: “İlaçlarımı düzenli kullanmama rağmen hastalık hayatımdan tamamen çıkmıyor, ben bu hastalıktan kurtulamayacağım!”. Hâlbuki hem beklenti hem de izlenen yol yanlıştır. Hastalığın tamamen hayatından çıkması ve sorunsuz bir hayat yaşama isteği ulaşılabilir bir beklenti değildir. Sağlıklı olan hedef: her insanda olduğu kadar sorunların olması ve kişinin de bu sorunlarla baş edebilmesi, hayatını sürdürebilmesidir (“Azıcık olsa” yazısı). İzlenen yoldaki yanlışlık ise şudur: ilaçları sihirli değnek gibi görmek ve kendi çabası olmadan her olumsuzluğu ilaçların düzeltmesini beklemektir. İlaçlar, hastalığın akut döneminin yatışmasına ve sürdürüm döneminde de iyilik halinin devam etmesine yardımcı olan kimyasal ajanlardır. Akut dönem atlatıldıktan sonra, hastanın hayatındaki düzenlemeleri yapması için inisiyatif alması ve yıllardır yaptığı gibi kendinden kaçmaması gerekir. Maalesef en zor olan, kişinin kendisi için bir şeyleri (psikoterapide farkındalık geliştirilen tüm konular) başarmasıdır ki çoğu insan bu zor olandan kaçar. Örneğin hipertansiyon hastasında zor olan tansiyon ilacını içmek değil tuzsuz yemek yemeği başarmaktır. Benzer şekilde depresyon hastasında da zor olan sosyalleşme ve sağlıklı iletişim kurma başarısını göstermektir.

 

* “Artık iyileştim, ilacımı almama, doktora gitmeme gerek yok”: Ülkemizde çoğu hasta bu yanılgıya düşer. Bu nedenle hastalık yönetiminde mehter takımı gibi bir ileri bir geri yapılır. Hastalığın alevli dönemi biter bitmez, bu düşünce hastada hâkim olur ve kendisi tedaviyi sonlandırır. Bir süre sonra hastalık nükseder ve süreç tekrar başa sarar da doktor muayenesi/ilaç kullanımı yeniden başlar, bir kısır döngü oluşur. Sonuçta “ben iyi olamıyorum, bu hastalıktan kurtulamayacağım, ilaç kesince kötüleşiyorum, ömür boyu ilaç mı kullanacağım? Ben ne zaman ilaç kullanmaktan kurtulacağım?” ifadeleri ile ümitsizlik başlar. Her ne kadar iyileşme sonrası, ilaç kesimine karar verecek kişinin doktor olduğu bilinse de, gerçekte doktor, hastanın durumuna göre ilaç kesimine karar verir. Bir başka deyişle ne zaman ki hasta hayatındaki gerekli düzenlemeleri yapar (hastalık öncesi dönemdeki yaşantısını ıslah eder), psikoterapi süreci ile gelişen farkındalık sayesinde kendini ve hastalığını yönetmeyi öğrenir… doktor da tedaviyi sonlandırmayı planlar (kronik hastalıklar için bu durum farklıdır).

 

* “Nasıl olsa iyileştim, bildiğim gibi yaşamaya devam edeyim”: Premorbid kişilik özellikleri ile kastedilen, hastalık öncesi var olan ve hastalığa zemin hazırlayan kişilik özellikleridir. Örneğin mükemmeliyetçi kişilik yapısı olan bir kişi anksiyete bozukluklarına ve depresyona daha yatkındır. Bu nedenle hastalığın alevli dönemi yatıştıktan sonra psikoterapilerde, mevcut kişilik özellikleri üzerinde hastada farkındalık geliştirmek ve kısmen de olsa var olan katı/aşırı yapıyı esnetmek amaçlanır. Diğer taraftan psikoterapilerde, hastalık öncesi yaşantı da (alışkanlıklar, tercihler, tutumlar, sorun çözme yöntemleri, iletişim kurma becerileri…) gündeme alınır ve sağlıklı değişimlerin yapılması hedeflenir.

 

 

Dr. Hasan Basri İzgi

 

Paylaş

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here