Günümüzde nereye baksak çok mutlu, mükemmel hayata sahip insanlar görüyoruz ve kendi hayatımızı onlarınkiyle kıyaslayıp mutsuz olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa bu düşünceye sebep olan sosyal medya mutluymuş gibi davranan kişilerle dolu bir mecra ve herkesin çok mutlu hayatlar yaşadığının sanılması son derece aldatıcı. İnsan, etrafı ne kadar kalabalık olursa olsun yalnız hissedebilen bir canlıdır ve...
Her insan sınav öncesi çeşitli dozlarda sınav stresi yaşayabilir. Stres normal ölçüde olduğunda çalışma azmini, konsantrasyonu pozitif yönde etkiler. Eğer sınav stresi bireyin çalışma temposunu düşürecek, başarısını engelleyecek boyuta ulaştıysa mevcut stresi yönetmek için çeşitli metodlar uygulanarak bunun üstesinden gelinebilir. Elbette bu dönemde ailenin desteği çok önemlidir. Sınava hazırlanan kişi öncelikle hayatını sınavla sınırlandırmamalı, sınavda başarılı...
Ülkemizde bilinçsiz ilaç kullanımıyla ilgili sıkça yapılan uyarılara rağmen maalesef doktora danışmadan, kulaktan dolma bilgilerle, eş-dost tavsiyesiyle ilaç kullanımı artarak sürmektedir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; size iyi gelen ve tanıdıklarınıza tavsiye ettiğiniz ilaçların çok ciddi sonuçlara yol açabileceği, hastayı kaybetmeye kadar varabilecek ağır durumlar doğurabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla başka bir insanın hayatıyla...
Öfke son derece insani ve olağan bir duygudur. İnsanlar kendisine haksızlık yapıldığında, istemediği bir durum veya olayla karşılaşınca, trafikte araba kullanırken veya hayal kırıklığı yaratan davranışlarla karşılaşınca öfke duyabilir. Öfkenin sorun haline gelmesine sebep olan öfke hissedildiğinde sergilenen davranışlardır. Eğer öfke duygusu saldırgan tepkilere, kendinize veya  çevrenizdeki insanlara fiziksel veya sözlü şiddete...
Moralimiz bozukken çikolata, pasta gibi şekerli yiyeceklere veya cips, çekirdek gibi abur cuburlara; yorgunken veya dikkatimiz dağınıkken çay, kahve gibi kafeinli içeceklere  yöneldiğimizi düşünürsek yiyecek ve içeceklerin psikolojimiz üzerindeki etkisini fark etmememiz mümkün değildir. Araştırmaların sonucu göstermiştir ki; sağlıklı beslenmenin ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri yadsınamaz. Et ağırlıklı değil meyve- sebze...
Stresle Başa Çıkma
STRESLE BAŞA ÇIKMANIN YOLLARI Hayatın akışında her insan az ya da çok strese maruz kalır. Stres kararında olduğunda pozitif etkileri olabilir. Kişinin konsantrasyonunu arttırır, sorunlarla baş etme becerisini geliştirir; fakat stres fazla olduğunda kişinin hayatında fiziksel, psikolojik ve sosyal bozukluklara sebep olur. Stres; kalp sağlığını, böbrek fonksiyonlarını, kas sistemini, sindirim sistemini olumsuz etkileyerek...
Madde bağımlılığı kişiye bağımlı olduğu maddeyi almadığında titreme, terleme, uyku bozukluğu, sinirlilik gibi olumsuzluklar yaşatan, kişiyi maddeye ulaşmak için yasa dışı yollara başvurmayı göze aldıracak hale getiren ve zaman içinde organlarda büyük tahribata hatta kişinin ölümüne yol açabilen bir bağımlılıktır. Özellikle gençler madde bağımlısı haline getirilme konusunda hedef kitledir. Bu konuda ailelerin...
Teknoloji çağında büyüyen yeni nesil okuldan arta kalan zamanlarının neredeyse tamamını bilgisayar başında geçirmektedir. Akıllı telefonlar, tabletler, laptoplar hemen hemen her an ellerinin altında olduğundan bir süre sonra bağımlılık haline dönüşmekte ve dışarıda arkadaşlarla vakit geçirirken veya evde aileyle iletişim halindeyken bile elden bırakılamaz hale gelmektedir. Bu raddeye varan internet bağımlılığıysa sosyal...
demans
Demans Hakkında Bildikleriniz, Bilmedikleriniz Son yıllarda ismi sıkça duyulan özellikle ileri yaşlarda neredeyse bir rutin haline gelen demans, zihinsel kabiliyetlerin zayıflaması problemidir. Ancak, demans kaçınılmaz bir son olarak tanımlanmaz. Yaşlanmanın mutlak sonucu demans değildir. Yaşlılığa bağlı bunama olarak ortaya çıkabilen demans türleri elbette söz konusudur, ancak demans genel olarak farklı...
Paranoid Kişilik Bozukluğu Şizoid Kişilik Bozukluğu Antisosyal Kişilik Bozukluğu Şizotipal Kişilik Bozukluğu Borderline Kişilik Bozukluğu Histrionik Kişilik Bozukluğu Narsisistik Kişilik Bozukluğu Çekingen Kişilik Bozukluğu Bağımlı Kişilik Bozukluğu Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu
Birincil destek grubuyla ilgili sorunlar Sosyal çevreyle ilişkili sorunlar Mesleki sorunlar Eğitimsel sorunlar Evlilik ve ilişki sorunları Ekonomik sorunlar Sağlık hizmetleriyle ilgili sorunlar Hukuki sorunlar Kayıp ve Travmatik Yaşantılar Diğerleri
Madde Kullanımı ile ilgili Bozukluklar Şizofreni ve diğer Psikotik Bozukluklar Duygudurum Bozuklukları Anksiyete Bozuklukları Somotoform Bozukluklar Cinsel Bozukluklar Yeme Bozuklukları Uyku Bozuklukları Uyum Bozuklukları

Zaman

“35 yaşından sonra zaman akıp gidiyor, çocuklar ne zaman büyüdü ve okulu bitirdi fark edemedim” demişti benden 10 yaş büyük dostum. Bu söz söylendiğinde ben 34 yaşındaydım, başhekimlik görevim nedeniyle yoğun bir koşturmacanın içindeydim. Anaokulu öğrencisi olan oğlum sabah uyanmadan evden çıkıyordum ve o uyuduktan saatler sonra eve geliyordum....
Ey eşler, en mahrem alanınız olan yatağınızda iki kişi misiniz? Yoksa yatağınızda anneler/babalar, kardeşler, iş arkadaşları… var da bu yüzden mi siz, iki kişilik yatağınıza sığamıyorsunuz?   Evlilik hayatında eşler arasındaki ilişkide mahremiyet olmalıdır, iki kişinin bildiği her şeyi ikinci şahıslar (anne/baba, kardeş vs.) bilmemelidir. Eşlerden her ikisi de çekirdek ailenin...
“Merdiven inip çıkmazsam, aynanın karşısına geçip bakmazsam 18’lik kız gibiyim” derdi rahmetli teyzem, halini hatırını soranlara. Nur içinde yatsın, arifane konuşan, hayata pozitif bakan ve bize de örnek olan bir büyüğümdü. Hastalığı nedeniyle yaşının adamı olamayan hastalarımız var. 70 yaşında olmasına rağmen 12 yaşında çocuk gibi davranışlar sergileyen hastada, ilk...
* “3 aydır çok mutsuzum, beynim durmuş gibi, söylenenleri anlayamıyorum, dün yaşadıklarımı hatırlayamıyorum, çok çabuk unutuyorum, galiba bunadım”. * “Boş boş bakıyor eşim, söylediklerimi hatırlamıyor bile. Bizimle ilgilenmiyor. Hayat durmuş gibi davranıyor, 2 aydır onu tanıyamaz olduk, erken yaşta bunadı adamcağız”. * “İçe kapandı, yemekten içmekten kesildi. Dikkati, hafızası berbat. Gazete...
Çok değil, benim kuşağımın çocukluk döneminde, bugünümüze göre maddi konularda fakirlik vardı. Misafirlikte çikolatalı şeker ikram edilmesi, siyah-beyaz TV’de “Kara Şimşek” seyretmek, patlak topun peşinde tarlada akşama kadar koşmak, gazoz kapağı ve kayısı çekirdeği ile birbirimizi ütmeye çalışmak, bayramda alınan yeni ayakkabının sevinci ile sabaha kadar uyuyamamak, pazardan alınan...
Geçmişte yaşanan hastalıklarımız nüksedebilir ve aynı hastalık sürecini yeniden yaşayabiliriz. En hafif rahatsızlıklardan nezle ve dudak uçuğu bile vücut direncimizin azaldığı, bağışıklık sistemimizin zayıfladığı dönemlerde tekrarlayabilir.   Şayet kendimizi koruyamaz ve gerekli şartların oluşmasını önleyemez isek hastalığın kapımızı çalması kaçınılmaz olur. Tuz tüketen tansiyon hastasının hipertansif atak yaşaması, baklava tepsisinden uzak...
Metroda, sinema salonunda, kafede, parkta… evlilik arifesindeki gençler, karşı cinse göz ucuyla bakmak, çaktırmadan alıcı gözle inceleme yapmak yerine ellerindeki telefonlara konsantre olmuş durumdalar. Görme ve görülme anlamında ne cici, süslenmiş kızların ne de sportif, bakımlı erkeklerin nasipleri var, herkes kendi âleminde, göz teması tarihe karışmış gibi. İnternet hayatımıza girmezden...

Vazgeçilmez

Haberiniz olsun ki “ben vazgeçilmez biriyim” düşüncesi ile hareket ederseniz, kaybedenlerden olursunuz. Çünkü “vazgeçilmez” olduğuna inanan kişilerde kibir/gurur/enaniyet/bencillik, aşikâr veya gizli olarak pik yapar. Bu özellikleri taşıyan kişiler, gerçeklikten uzak değerlendirmeler yaparak var olan güzellikleri kaybederler.   Bir anne için en vazgeçilmez olan evlattan bile yeri geldiğinde vazgeçilebilir de anne gözyaşları...

Mesnevi

İstanbul’un göbeğinde 20 yıldır vazife yapan bir devlet memuru arkadaşım, henüz Topkapı Sarayı’nı gezmediğini söylediğinde şaşırıp kalmıştım. Benzer şekildeki başka bir garipliğe bakın ki, dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar tarafından ziyarete edilen Mevlana müzesine girmek nasip olmamış Konyalı hemşerilerim var. Bu minvalde, memleketimizde Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinden bihaber olan...
“Özgüvenimi nasıl artırabilirim?” sorusu gündeminizde varsa bu yazıyı okumanız uygun olur.   Özgüveni artırmak için “ben yaptım, başardım, işe yaradım…” düşüncesine sahip olmak gerekir ki bunun da yolu ürünlerinizi gördüğünüz başarılara imza atmak ve üretken bir birey olmanızdır. Fazlasıyla zengin olan (mirasyedi, piyango talihlisi, tefeci…) ve üretmeden tüketen bireylerden hangisinin özgüveni...

Mali Obezite

Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü de obeziteyi, sağlığı bozacak ölçüde...

Teog

“Yavrum Mehmet Fatih,   Asli görevin öğrencilik ve sorumluluğun dersine çalışmaktır. Sınav günü yapman gereken bildiklerini, zamanı da güzel kullanarak cevap kâğıdına işaretlemendir. Sonuç senin kontrolünde değildir, sonucu belirleyecek olan, pek çok faktörü de dikkate alan sınavı yapan kurumdur. Başarılı olup-olmayacağını sen belirlemeyeceğine göre sen sebebini işle (çalış ve bildiğini kâğıdına...

Kutsal

Arızalanan aracımızı serviste onaran ustaya müteşekkir oluruz ve istenilen ücret fahiş bile olsa öderiz. Ancak aracımızı hammadde halinden trafiğe çıkma aşamasına kadar getiren, fabrikada çalışan ustalar perde arkasında kalırlar ve onlar sabit ücrete rağmen işlerini severek yaparlar. Halkımız doktor olmayı “kutsal bir meslek” olarak tanımlar. Gerçekten de hakkını vererek işinizi...
İtiraf etmeliyim ki empati kurmakta ve sağlıklı iletişime girmekte zorlandığım bir hasta grubu var: ne hallüsine olmuş, desorganize şizofrenler (şizofreninin kötü prognozlu olan bir türü) ne de eksite olmuş manikler (saldırganlaşan manik-depresif hasta), tam aksine akıl sağlığı yerinde, zeki ama ergenlik döneminden çıkamamış yetişkinler.   Prensip olarak 16 yaş ve altı,...
Sorumluluk alma konusunda, bir tarafta “sorumluluk-hak dengesi” yazısında bahsettiğim yetersizlik (tefrit) varken, diğer tarafta da ölçüyü kaçırma (ifrat) var.   24 saatimizde, rutin olarak hemen hepimizde var olan sorumluklardan bazıları şunlar: anne/babamıza karşı evlatlık vazifeleri, eşe karşı sorumluluklar, çocuğumuza karşı anne/babalık görevleri, iş hayatında üst/ast çalışanlara ve hizmet verdiklerimize karşı vazifeler,...
Çömez asistanlık dönemimde (asistanlığın ilk yılı) kliniğimizdeki tüm asistanlara bölüm başkanımız olan duayen hocamız bir konuşma yaptı ve uzmanlık sınavına daha erken girmek isteyen kıdemli asistanlara dedi ki: “ne zaman uzman olacağınıza sizler değil biz hocalarınız karar veririz, icazet alınmaz verilir”.   Günlük hayatımızda hepimiz, sonucu baştan bilmek ve kontrolümüzde tutmak...
Çocuktum, uyku mahmurluğu olmasına rağmen bayramlık elbisemi giyip babamın yanında bayram namazına giderdim. Kimi uyuklayan kimi de can kulağı ile dinleyen cemaate imam vaaz ederdi. Bayram vaazının ana gündemlerinden bazıları “küslüklerin bitmesi, büyüklerin ziyaret edilmesi, çocuklara güzel örnek olunması, hoşgörülü olma, paylaşma, yetimlerin sevindirilmesi, fakirlerin gözetilmesi” idi. Eve dönüşte tatlı...
* “Çocukluğumda çok zayıftım. Annem her an başımda “ye çabuk, hepsini yiyeceksin, can boğazdan gelir, doydum diye sakın çekilme” diyerek bağırır çağırırdı. Bugün 38 yaşındayım ve obesite ile uğraşıyorum. Yemek gördüğüm anda aklım başımda değilmiş gibi, ne varsa yemeğe çalışıyorum, kendime “dur” diyemiyorum”.   * “İlkokul 5. Sınıfta öğretmenim tahtaya kaldırdı,...
Hayatımızı siyah-beyaz yaşıyoruz, sağlığımız için önemli olan diğer renkleri kaybediyoruz ve sonuçta önemli bedeller ödüyoruz. “Ya hep” diyoruz ve “en iyi anne ben olmalıyım, okuldaki en başarılı öğrenci oğlum olmalı, en çok parayı ben kazanmalıyım, birinci ben olmalıyım, her istediğim olmalı, en güzel eşe ben sahip olmalıyım” gibi düşüncelerin peşinde...
Doktor Hannibal Lecter, Thomas Harris’in yazdığı kitap serisindeki kurgusal karakterdir, zeki bir psikiyatrist ve yamyam seri katildir (beyaz perdede Brian Cox ve Anthony Hopkins tarafından canlandırılmıştır). Gerçek hayatta da kurgusal olmayan ve içimizden biri gibi olabilen, öldürme dürtüsünü kontrol edemediği için şiddete eğilim gösteren, vahşete yatkın doktorların haberlerine rastlamak...
Masumiyet, doğumdan ergenliğe kadar geçen sürenin temel özelliğidir. Her çocuk masumdur. Bu nedenle bir çocuk, hatasından dolayı sorumlu tutulmaz, cezai ehliyeti yoktur. Ne zaman ki yaş olarak büyüme ile birlikte farik ve mümeyyiz (fark etme ve sorumlu olma: iyiyi kötüden, eğriyi doğrudan ayırt etme, görme ve seçme yeteneği) oldu,...
* “2 yıldır ilaç kullanıyorum, tam iyileşemedim. 10 yıl içinde 3 kez depresyon atağı geçirdim, hastalığım nüksediyormuş. Ben hiç tam olarak iyileşemeyecek miyim? Ömür boyu ilaç mı kullanacağım? Mehter takımı gibi iki ileri bir geri, aynı yerde sayıyorum. Anladığım şu ki; ben bu hastalıktan kurtulamayacağım, hep çekeceğim, ölsem de...
“Ya canını ya malını” dermiş eski zaman eşkıyaları, soyguna başlarken. “Mal canın yongasıdır” der atalarımız atasözünde. Peki, sağlıklı ve aklı başında olan, memleketimizin insanı ne düşünür? Ne yapar?   Taşrada veteriner hekim, tabipten kıymetlidir. Çünkü köy yerinde bir aile reisi için sıralama genellikle şu şekildedir: evin en kıymetlisi geçim kaynağı olan...
Sürekli şikâyet eden bir toplum olduk: işinden memnun olan yok gibi, günlük hayatlar oldukça monoton, evden-işe/işten eve gel-git yapıyoruz, yaşadığımız şehirden, trafikten, insanlardan, yaşamaktan, evimizden, eşimizden, kendimizden… sıkılıyoruz. Sıkıldıkça da şikâyet ediyoruz ve artık yaşamak zor geliyor. Hiç mi memnun olabileceğimiz, şikâyet etmek yerine takdir edebileceğimiz güzellikler kalmadı?   Bunama hastalığının...
Paranoya (=yandan düşünme) veya sanrılı/hezeyanlı bozukluk; süreğen, mantıklı ve düzenli sanrılarla belirli bir ruh hastalığıdır. Diğer taraftan sanrılar çok değişik ruhsal ve organik ruhsal bozukluklarda görülebilir: psikotik bozukluk, şizofreninin paranoid türü, psikotik depresyon, bipolar bozukluk, bunama, deliryum, beyin damar hastalıkları, beyin tümörü, beyin enfeksiyonu (frengi gibi), kronik alkol ve...

Keşke/Acaba

Günlük yaşamınızda ne sıklıkla “keşke, acaba” sözlerini kullanıyorsunuz? Şayet sık kullanımınız varsa profesyonel destek almanız uygun olabilir. “Keşke” özlem veya pişmanlığımızı, “acaba” ise merak, kararsızlık veya kuşkumuzu anlatan sözlerdir. “Keşke bu okulu okumasaydım, keşke bu işi yapmasaydım, keşke bu şehirde yaşamasaydım…” veya “acaba onunla mı ortak olsaydım? Acaba orada kalsa...
Evlilik hayatında kadın, çocuğuna karşı hem annelik hem de babalık yaparsa ne oluyor? Rol karmaşası sonucunda kadın sıkıntıya düşüyor ve “eşim çocuklara ilgisiz, onların hiçbir işiyle uğraşmıyor, tüm sorumluluğu bana bıraktı, tükendim artık” diye erkekten şikâyet ediyor. Kadın-erkek arasında iletişim sorunları artıyor ve karşılıklı suçlamalar başlıyor.   Hâlbuki her ikisi de...

Kamera

Konya’mızda bir olmazsa olmaz vardır: bisiklet. Çoğu evde birden fazla bulunur ve yedisinden yetmişine pek çok insanımız günün her vaktinde, en işlek caddeler dâhil her yerinde bisikleti kullanır. Benim çocukluğumda ve ergenliğimde, nasıl ki Hindistan’daki kutsal sayılan inekler yollarda yürürken diğer araç sürücüleri tarafından hürmet görüyorsa, Konya’daki bisikletli bir...
Bağımlılığın her türlüsü zararlıdır: alkol, madde bağımlılığı gibi internet bağımlılığı da kişinin yaşamını olumsuz etkiler. “Onsuz yapamıyorum, o olmadan asla” olarak düşündüğümüz her şey (sevdiğimiz insan, kullandığımız teknoloji harikaları vs.) bağımlılık objemiz olabilir. “Doğal ortam olması çok güzel ama orada internet çekmiyor, bu nedenle ailem ile birlikte tatile gitmekten...
Başvuran kişi ve yakını, psikiyatri uzmanı doktor ….. hanım/bey’den yardım istiyor ve genellikle beklentiler şu şekilde oluyor: “bana bir ilaç versin veya bazı telkinlerde/nasihatlerde bulunsun ki hayatımdaki tüm sorunlar bitsin, her şey değişsin”. Sanki bir sihirli değnek veya şifacı el var da her bir derde derman olsun. Beklentiler bu düzeyde...

“İllaki!”

Dilimizde “ne olursa olsun, hangi şartta olursa olsun, her hâlde” anlamında kullanılır “illaki” zarfı. Bazılarımız beyninde ve dilinde (düşünce boyutunda) o kadar çok misafir ederler ki “illaki!” ifadesini: bu düşünceler, duygularına yoğun sıkıntı, davranışlarına tutturma, takıntılı olma şeklinde yansır. “İllaki işimi bugün bitirmeliyim” diyen kişi, işini mesai saatlerinde bitiremezse, evine...
“Her ne kadar hayatta bir yerlere gelmiş olsam da kendimden memnun değilim” düşüncesi sizde varsa, bu yazı tam size göre. Var olan güzelliklerini yetersiz bulup, kendini takdir etmesini bilemeyen bireylere örnek olarak, üniversite sınavında beklediği yüzdelik dilime giremeyen veya derece yapamayan “Fen Lisesi mezunu gençleri” ve bazı “sosyal fobi...
Bazı bireyler oldukça vericidirler, “ellerini verirler, kollarını kaptırırlar”. Sevdiği-sevmediği fark etmez: düşünmede, zaman ayırmada, duygusal tepki vermede, enerji harcamada, davranış boyutunda oldukça fedakârdırlar. Sevdiği insanları 7 gün/24 saat düşüncelerinde misafir edebilirler. Ellerinden geleni ardına koymazlar. Saçlarını süpürge ederler. Her an "hazır ol" da beklerler ve hiçbir söylenene “hayır” diyemezler. En...
Yaşantımızda yerine getirmek zorunda olduğumuz sorumluluklar var ve insan olarak da bizlerin bir tahammül gücü var. Bazen sınırlar aşıldığında ve tahammülümüz dibe vurduğunda karşımıza tükenmişlik tablosu çıkıyor. Bu durumda da alternatif çıkış yolları arıyoruz. Bunlardan bir tanesi de kaçınma davranışı. Kendimizi koruma adına bazen yapmamız gerekenleri yapmıyoruz bazen de...

“Hayat Boş”

* “İnanmayacaksınız ama hiçbir sorunum yok. Harika bir eşim, çocuklarım var. İşimde sistemim oturmuş durumda, pek çok yatırım yaptım. Evler, yazlık, yurtdışı tatiller, garajımda modelli arabalar, teknolojinin tüm imkânları hayatımda fazlasıyla var. Ama tüm bunlar bana yetmiyor. Hayat boş. Zevk almıyorum. Niçin yaşıyorum?”. * “Dün babama kızdım ve arabamı bile...
Tıp eğitiminin başında hocalarımız bizlere şu kaideyi öğrettiler: “en değerli teşhis aracınız hastanızdan alacağınız detaylı öyküdür (anamnezdir)”. Hastanızdan istediğiniz tetkikler ve testler her ne kadar yardımcı olsalar da anamnezin yerini tutmaz. Hekim hastasını ne kadar iyi dinler, gözlemler ve gerekli notlarını tam tutabilirse o kadar başarıya ulaşabilir. Bu kaide,...
“Hastan mı var? derdin var” der büyüklerimiz. Düşünüldüğünde “hastanın yaşadığı sorunların ve ıstırabın yanında hasta yakını ne kadar sıkıntı yaşayabilir ki?” denilebilir. Benzer tartışma “kadın bir doğurur, erkek dokuz doğurur” sözü için de geçerlidir. Nasıl olur da doğumhanede ortalığı yıkan gebenin eşi kapının önünde yoğun sıkıntı yaşar ve “ölür...
Özel ve güzel bir tıp alanıdır psikiyatri. Hastalarınızın mahremiyeti çok önemlidir. Derler ki; bir insanın hayatında mahremiyeti için üç önemli kişi vardır: avukatı, mali müşaviri ve psikiyatristi. İlgi alanı, sağlıklı insanların danıştığı herhangi bir konudan en komplike hastalıklardan biri olan şizofreniye kadar geniş bir spektrumu içerir. Branşımızın gereği bize sık...

Gizli İntihar

Darısı başınıza, 7 yıl oldu sigarayı bırakalı. Onunla karşılıklı sigara içtiğimizde Tıp Fakültesi 4. Sınıf öğrencisiydim. Sigara için kısıtlamalar yeni başlamıştı: “gaz odası” dediğimiz sigara içme alanında tekerlekli sandalye üzerinde idi ve sigarayı bir akrabası tutuyordu. “Burger Hastalığı” nedeniyle her iki kolu ve bacağı kesilmişti (tek çaresi sigara bırakmak...
Şayet “bıktım bu monoton yaşamdan, çocukluğumu özlüyorum” veya “gelecek kaygım çok fazla, beni nelerin beklediğini çok merak ediyorum” düşünceleri sizde varsa bu yazıyı sonuna kadar okuyabilirsiniz ve sunulan önerileri dikkate alabilirsiniz. Dün akşam “denge (homestazis)” konulu bir semineri, katılımcıları ağırlıklı olarak tıp fakültesi öğrencileri olan bir topluluğa sundum. Karşımda eğitim...
* “Artık işime gidemiyorum. 3 aydır evimizin karşısındaki inşaata saklanıyorum ve evimin girişini gözlüyorum. Nöbet tutan asker gibiyim. Kesinlikle eşim sokağımızdaki esnafları eve alıyor ve beni aldatıyor. Manava, bakkala, tüpçüye uğradığımda adamlar bana garip bakıyorlar ve imalı konuşuyorlar. Kahvede benim duyacağım şekilde geyik, boynuz esprileri yapıyorlar. Bir gün elbet...
Meslek hayatımda ilk göz ağrım, Afyon’un Kızılören ilçesi idi ve oradaki yaşlı insanlar (kadın/erkek) olumlu bir davranış sonrası “pek kadın olmuş” ifadesi ile takdirlerini bildirirlerdi. Halkımızın güzelliğidir: yerel ve doğal ifadeleriyle sizi düşünmeye sevk ederler. Bu ifadenin bana düşündürdüğü ana fikir, “takdir etmek güzeldir, güzel/zarif/duygulu ifade ile takdir etmek...

Paylaşma

Günümüzde çok nüfuslu şehirlerde, “çok yalnızım” düşüncesi ile mutsuz olan, pek çok insan var. Mecburiyetten bir adada tek başına yaşam mücadelesi veren Robinson Crusoe’dan daha zor durumda bu insanlar, zira” varlık içinde yokluk” yaşıyorlar. Yaradılışımızda var olan değerlerden biridir: paylaşmak. Sosyal bir varlık olmamızı sağlayan özelliklerdendir. Rol-model olan büyüklerimiz, çocukluğumuzda...
Kaygılı (anksiyete) veya çökkün (depresif) olan bireylerde dürtüsellik (davranışlarını planlama, isteklerini erteleyebilme, kendini durdurabilme becerilerinde güçlük ile kendini gösterir) ortaya çıkıyor. Şahsi özelliklerine uygun olarak birey, kendini yemeğe veriyor (mutfaktan çıkamıyor, aş ermiş gibi karbonhidrat (çikolata, dondurma vs) tüketiyor) veya yataktan çıkmadan uyuklama halinde kendini uykuya veriyor ya da alışverişte...

Duyarsızlaşma

Tüm anksiyete (kaygı, sıkıntı) bozukluklarında (panik bozukluk, sosyal fobi, özgül fobiler (uçak korkusu vs.), OKB (takıntı hastalığı), yaygın anksiyete bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu), uyaran faktöre karşı beyinde duyarlılık artmıştır ve beyin alarm halindedir. Uyaran faktör iç/dış kaynaklı (kan şekerinin düşmesi/birisiyle tartışma gibi) olabilir. Örneğin panik bozukluk hastası...
Tüm bu olaylar (beynin uyarımı ile ortaya çıkan otonomik hiperaktivite ve bedensel belirtiler) bizim iyiliğimiz için oluyor ve sonuçta biz panik atak yaşıyoruz, neden? Bu olaylar dost iken nasıl düşman oluyor? Şayet dostumuz hakkında beyniniz yanlış yorumlar yapar ve hatalı inanışlara kapılır ise bir anda dostumuz düşman gibi algılanır. Bilişsel...
İkili ilişkilerde karşısındaki insana itimat edemeyen ve suiistimal edilmekten korkan kişinin özgüveni var olabilir mi? Kendine güveni olmayan bireyin başkasına itimat etmesi söz konusu olabilir mi? Özgüveni olmaksızın, çevresindeki insanlar hakkında “hiç biri güvenilir değiller” yorumunu yapan insan, insaflı olabilir mi? Özgüvenlerini yitirmiş vatandaşlardan oluşan memleketlerde karşılıklı güvenmek, geleceğine güvenle bakmak, toplumu...
İnsani olarak hepimiz, hazıra konmayı ve kolayca sonuca ulaşmayı isteriz. Nefsimiz için, risk almadan ve sorumluluk altına girmeden en güzele ulaşma isteği, çok zor olan ve sıkıntı veren sonucu kontrol altında tutma gayretinden (“sonuç kontrolümde olsun!” yazısında bahsedildi) daha sevimlidir. Zorluklar karşısında kararsızlıklar yaşadığımızda, “iki akıllıya, bir deliye danış” düsturuna...
Ey erkekler! Eşlerinizin “özel günleri” var, haberiniz olsun. Çoğu çiftlerde çatışmaya ve sonrasında da iletişim kazalarına neden olan bu özel günleri öğrenmek istiyorsanız okumaya devam ediniz. İlk akılda tutulması gereken “özel günler”: âdet döneminden 4-5 gün önce başlayan ve kanamanın başlaması ile 2-3 gün içinde sona eren süreçtir. “Adet öncesi...
Bazı kadınlar eşleri için diyorlar ki: “dışarıda melek, evde şeytan”. Nasıl oluyor da dışarıda beyefendi olan, sorulduğunda hakkında “mükemmel bir insandır: naif, düşünceli ve duygusaldır” denilen adam, evin kapısı kapandıktan sonra eziyet eden, kötü söz söyleyen, hakaret eden birisi haline geliyor? Evler, sığınılan limanlardır. Dışarıda mecburiyetten yapılan davranışlar ve diğer...
Soyut düşünme yetisi psikoz hastalarında (gerçeği test etme yetisi bozulduğunda) bozulur. Psikiyatrik muayenede hastadan bir atasözü veya deyimi açıklaması istenir. Örneğin “damlaya damlaya göl olur” atasözünü hasta, “çeşme açık kalır ve damlarsa biriken su göl yapar” gibi somutlaştırdığı bir cevap ile size açıklar. “Bir dikili ağacı olmamak” deyimi ile kişinin...
“Söyle bakalım, anneni mi çok seviyorsun? babanı mı?” sorusuna muhatap olduğunuzda ufak bir çocuktunuz ve ne sorulduğunu bile anlamamıştınız. “Ne demekti anne mi? baba mı?”. Birbirinden farlı iki önemli figür arasında ayırım yapmanız isteniyordu ve birini diğerine üstün görmeniz, birbirleriyle kıyaslamanız, hele hele o yaşta imkânsızdı. Hayatın ileri evrelerinde de...

Değere Saygı

25 yıldır kocasından şiddet görüyordu, eşinin hakaret etmesi rutindi, ara ara elini kaldırıyor/can yakıyordu. Her bir olumsuzluğa rağmen çocukları için sabrediyordu. “Bir şekilde onu idare ediyordum ancak bıçağın kemiğe dayandığı an, inandığım Allah’ıma ve kitabıma küfrettiği andı, buna dayanmam imkânsızdı”. Görüşmede hüngür hüngür ağlıyordu. Ailesi, bulundukları ilin bilinen ailelerindendi. Sevdiği...
Her canlının kaçamadığı ve mutlaka tadacağı bir olaydır: ölüm. Öyle muhteşem bir olaydır ki çok farklı yorumlara neden olur. Bir olay nasıl bir düşünce ile yorumlanırsa, o yorumun sonucuna uygun bir duygusal tepki ve davranış şekli ortaya çıkar. Hz. Mevlana için ölüm, “düğün gecesi” (şeb-i arus)’dir, Sevgiliye vuslat vaktidir. Bu nedenle...
Çevresel hassasiyeti fazla olan insanlar, dış dünyasında bulunan bireylere gereğinden fazla değer veriyorlar ve onlara sınır koyamıyorlar. “Saçını süpürge eden”, “ömürlerini vakfeden”, “onsuz yapamam” diyen bu bireyler, karşısındaki insana bağımlılık oluşturuyorlar ve kaybetme korkusunu çok yaşadıkları için de karşısındakine hiçbir zaman “hayır” diyemiyorlar. Sınırsız “evet” demenin ne kıymeti ne de...
Günlük hayatımızda “öldürme” haberleri ile o kadar çok uyarılıyoruz ki neredeyse çoğumuz bu haberleri kanıksıyoruz ve “öldürme” konusuna farkında olmadan duyarsızlaşıyoruz (beynimiz tekrarlayıcı uyaran karşısında duyarsızlaşır). “Namus davası, kadın cinayeti, sokak ortası çatışmaları, yol kavgası, alacak-verecek davası, terör olayları, savaşlar…” gibi pek çok olayda şahit olduğumuz “öldürme” eylemi, duyarsız...
Tıpta uzmanlık sınavında (TUS), ağırlıklı olarak psikiyatri tercihi yaptığım için meslektaşlarım tarafından bana verilen tepkiler şu şekilde idi: “deli doktoru mu olacaksın?”. Damgalanma (stigma) ile ilk tanışıklığım bu şekilde oldu. Sadece doktor camiasında değil halkımız nezdinde de “deli doktoru, deli miyim?, sen delisin, Bakırköy’lük olmuşsun, sen ruh hastasısın, delisi...
“Dün yoğun göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes darlığı oldu, 30 dakika sürdü, çok korktum, kalp krizi geçirdiğimi sandım” şeklinde geçirdiği panik atağını tarif eden panik bozukluk hastasında veya “çoluk çocuğum aç ve açıkta kalacak, yiyecek kuru ekmeğe muhtaç kalacağız” diyerek ağlayan ileri yaş depresyon hastasında ortak özellik, farkında olmadan...
Olumsuz çocukluk hatıralarımızın etkisinden kurtulmanın yolu, onları unutmak olabilir mi? Kişi beyin travması, Alzheimer hastalığı (demans-bunama) gibi beyinde yıkıcı etkisi olan bir rahatsızlık geçirmedikçe çocukluk hatıralarını unutması imkânsızdır. Dolayısıyla “doktorum, beynimin silinmesini sağlayın ki her şeyi unutayım!” beklentisi gerçekçi bir istek olamaz. Unutmak yerine hatıralarımızla barışık olmamız ve yeri geldiğinde...

Çoban

Sorumluluk aldınız ve bireysel/“ben merkezli” yaşamınız yerine evlilik kurumunu/“biz olmayı” tercih ettiniz. Bir sonraki aşamada birçok özgürlüklerinizden vazgeçtiniz ve anne/baba olmayı istediniz: bir idiniz iki oldunuz, iki idiniz üç/dört… oldunuz. Ömür takviminde ilerledikçe size emanet edilen figürler (eşiniz, çocuğunuz, aileniz, çalışanlarınız, temsil ettikleriniz…) arttıkça sorumluluklarınız arttı. Eş bir emanettir. Eşini...
Uzmanlık eğitimi aldığım dönemde, üzerimde emeği çok olan hocam: “yeri gelecek hastanın hem doktoru hem de avukatı gibi olacaksın, mağduriyetinin önüne geçeceksin ve haklarını koruyacaksın” demişti. Bu söz kulağıma küpe oldu. Hastalık bir özürdür ve hastanın bireysel tercihi değildir (“benim tercihim değil” yazısını okuyabilirsiniz). Bu nedenle hastaya “ruhsat” tanınır, sorumlu...
Önümüzdeki hafta yeni eğitim dönemi başlayacak. Bu hafta içinde pek çok hazırlıklar yapılacak ve kırtasiye malzemeleri, okul gereçleri, kıyafetler alınacak. Pek çok ailede, ama özellikle de çocuklarda tatlı bir heyecan olacak. Bu tekrarlayan bir süreçtir ve her yıl bu konuda birçok yazı kaleme alınır. Genelde haklı olarak çocukların penceresinden bakılır...

Cenaze

Babaannemi, rahmetli dedemin yanına defnettik. 21 yıl aradan sonra gelen, geç kalmış bir buluşmaydı. Sağ olsunlar, akraba/eş-dost/tanıdıklar kabristanda yanımızda idiler. İnsan, özel günlerde yakınlarından manevi destek bekliyor. Babaannem, Selanik göçmeni bir ailenin üyesi idi: yeşil gözlü, sarışın ve beyaz tenliydi. Otoriter bir kadındı. Son 3 yılını bunama hastası olarak yaşadı,...
Evlilik hayatında eşinizle çatışmalar yaşıyor musunuz? Annelik/babalık görevlerini yaparken çocuğunuzla anlaşamıyor musunuz? İş yerinde hakkınızın yendiğini düşünüyor ve huzursuz oluyor musunuz? Öğretmen olarak öğrencilerinizin veya doktor olarak hastalarınızın size gerekli saygıyı göstermediğini düşünüyor musunuz?... İlişkilerimizde sorunlarla karşılaştığımızda ilk aklımıza gelen karşı tarafın kusurlarıdır, hemen muhatabımızın olumsuzluklarına odaklanırız. Çoğu zaman özeleştirimizi...
* “Gece yarısı uyandım ki kan ter içindeyim, nefesim durmak üzere. Kalbim çıkacak gibi atıyor, kulaklarım uğulduyor, kıpırdayamıyorum. Allah’ım ölüyorum. Sesimi eşime duyurmaya çalışıyorum, ama ne mümkün. 10 dakika sonra kısmen toparlanıyorum ve cama koşuyorum. Camdan buz gibi hava yüzüme çarpıyor da bir miktar nefes alabiliyorum. Ne oldu bana?...

Can

Yakartop, çocukluğumuzun unutulmaz oyunlarındandı. Ne büyük haz alırdık ortada iken topu tuttuğumuzda, can kazanırdık, her can kazandığımızda oyunda kalış süremiz uzardı. Maalesef gerçek hayatta can kazanmak, ömrü uzatmak mümkün değil. Kedi için söylenen “dokuz canlı olma” özelliği de insan için geçerli değil. Tek canımız var. Ne zaman, nerede, nasıl can...
* “Bugünlerde çok unutkanım, eskiden daha çabuk hatırlardım, şimdi zorlanıyorum”. * “Bana bir hâl oldu, telefon numaralarını hatırlayamıyorum”. * “Ne oldu bana? Okuduklarımı hatırlayamıyorum”. * “Zihnim karışık, çok zor hatırlıyorum” * “Yaşlanıyorum galiba, eşimin söylediklerini unutuyorum, geç de olsa sonra hatırlıyorum”. * “Söylenenleri hatırlamamam normal mi?” Görüşme esnasında bu cümleleri duyduğunuzda şu soruya muhatap olursunuz:...

Bonzai

21 Ağustos 2014 tarihinde gün boyu süren, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi konferans salonunda yapılan “Her Yönüyle Bonzai Sempozyumu”, bonzai konusunda zengin ve güncel bilgilere ulaşmamızı sağladı. Konunun uzmanları (Sağlık Bakanlığı, TUBİM, Yeşilay, Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi, Adli Tıp Kurumu yetkilileri, Adli Tıp, Kardiyoloji, Acil Tıp, Psikiyatri öğretim...
İsmini aldığım Hasan dedem (aslında babamın dedesi idi ve biz torun çocukları, kendisine “Kar Dede” derdik), İstiklal Harbi gazisiydi. Harp yıllarında millet olarak herkes, açlık ve yoksullukla imtihan olmuştu. Bu nedenle rahmetli, oldukça tutumlu biriydi. Onun kuşağı, yarını düşünerek israftan uzak dururdu, dökülen ekmek kırıntısına hürmet ederdi. Sonraki nesiller de...
Asistanlık dönemimde, bir doktor arkadaşımın yaptığı tespit hoşuma gitmişti: “en çok manik atak (bipolar bozukluk hastalığında görülen atak tiplerinden biri) geçirmekten korkuyorum. Zira ne kadar gizli-saklın varsa ortaya dökülüyor, bireysel mahremiyetin kalmıyor”. Manik atak geçiren hastada, hastalık öncesi ve hastalığın akut dönemi arasında bariz farklar ortaya çıkabilir: çok uslu olan...
Bazen hasta yakınları (ve bazen de hastalar), hastalığı “bireysel tercih” gibi algılarlar ve derler ki: “kendi kendini hasta yaptı”, “hastalığı bile bile ortaya çıkardı”, “kendisi istediği için hasta oldu”… Hâlbuki gerçekte, bazı tercihleri yapmak elimizde değildir: anne/babamızı, doğacak evladımızı, cinsiyetimizi, ırkımızı, tenimizin rengini, genetik yapımızı, kısmetimizi, ölüm saatimizi… tercih etme...

Ben Özelim

Sağlıklı düzeyde bir bireyin, kendisinin “özel” olduğunu düşünmesi oldukça güzeldir ve kendisi ile barışık olduğunun göstergesidir. Gerçekten de her insan evladının, bilhassa çocukluk döneminde “masum, saf ve özel” olduğu kabul edilir. “Ben özelim!” düşüncesi, abartılı olursa (aşırı değer verilmiş fikir-over valued idea) kişide hatalı algı ve değerlendirmelere neden olabilir. “Öğretmenim...
“Artık canıma tak etti, imkânım olsa boşanacağım, her gün eşimi onu aldatmadığıma ikna etmekten yoruldum. Tüm iddialarına gerekli ispatlanabilir cevapları vermeme rağmen önce ikna oluyor gibi olsa da kısa süre sonra kaldığı yerden beni suçlamaya devam ediyor. Bir telefon gelse, kapı çalsa, akrabadan birisi bir olay anlatsa hemen benim...

Ben Hastamıyım?

“5 gündür tadım yok, karamsarım, mutsuzum” şeklinde konuşan birisi gerçekten depresyonda mıdır? Elbette ki değil. Bir hastalıktan bahsedilebilmesi için gereken şartlardan bazıları şunlardır: * Yeterli süre devam eden (süreklilik olmalı: depresyon için en az 2 hafta), yeterli sayıda belirtiden oluşan bir klinik tablonun olması (depresyonda en az 5 belirtinin birlikte...
Tespit edilen hatalı tutumlar için verilen tavsiyeler sonrası hasta, sıklıkla savunmaya geçer ve der ki “ben de biliyorum ama yapamıyorum”. “İlişkilerinizde sınır koymalısınız ve “hayır” diyebilmelisiniz” önerisinin karşılığında verilen tepki, “ben de “hayır” dememin gerektiğini biliyorum ama karşımdaki kişi kırılacak diye “hayır” diyemiyorum”. Gerçekten de pratik yaşamda uygulanmayan teorik...
* “Anne ve baba olarak biz ne yapabiliriz? Oğlum ilaç kullanımını hep yarım bırakıyor. Eşi ve biz elimizden geleni yapıyoruz ama ne yazık ki tedavisini sürdürmekte yetersiz kalıyoruz”. * “Eşim ilacını içiyor ama hiçbir değişiklik yok. Eve kendini kapatıyor, kimseyle görüşmüyor, hiçbir şeyle meşgul olmuyor. O kadar söylüyorum, kendi hiç...
Tatil dönüşü bir rehavet çöküyor, tekrar rutin hayata dönmek zor oluyor. Ne de olsa gevşemek güzel ama bir bedeli de var: gevşeme sonrası yeniden kendine çeki düzen vermek ve geçmiş tempoyu tekrar tutturmak için çaba sarf etmek gerekiyor. Çocuklarımız pek çok sınava var güçleri ile çalışıyorlar ve çalışmalarının karşılığını başarılı...
Anne ve babalar, biliniz ki istesek de/istemesek de çocuklarımızın rol-modelleriyiz. Onlar hayatlarının ilk yıllarında bizleri taklit ediyorlar ve bizlerden öğrendiklerini temel alıyorlar. Her ne kadar ergenlikten sonra kendi inisiyatiflerini kullansalar da bu temel üzerinden düşünüp hareket ediyorlar (“Yaşının adamı olmak”, “”Sizden çok çektim! çocukluk hatıralarım” ve “Çocukluk hatıraları ile...
* “Babam 69 yaşında, emekli memur. Tam bir entelektüel, pek çok sosyal aktiviteye katılıyor, günlük spor yapıyor, iletişime açık, pek çok arkadaşı var. Son 2-3 yıldır garip davranışlar sergiliyor, yol kenarına ve çöplere bırakılan inşaat malzemeleri, eski eşyaları “boşa gitmesinler, yazık” diyerek toparlayıp eve getiriyor. Ev eskici pazarına döndü,...

Baba

Baba namzedi olan veya hâlihazırda babalık sorumluluğu taşıyanların hafızalarında var olan bir cümledir: kendi babasının söylediği “sen beni baba olduğunda anlayacaksın!” cümlesi. Gerçekten de baba olduğumuzda anlıyoruz ki “baba” olmak, farklı bir statü imiş. Ergenliğimizde babamızla çatışmalar yaşıyorduk. Baba “otorite figürü” idi ve biz de kural koyucu bu figüre karşı...
Sağlıklı bireyler olarak istiyoruz ki: “yaşantımızda kaygı, evham, endişe, vesvese, öfkelenme, fevri olma, kararsızlık, erteleme, duygusallaşma… hiç olmasın”. Benzer şekilde iyileşme döneminde olan hastalar ve hasta yakınları da tam tekmil, “sıfır sorun” bulunan bir hayat istiyorlar. Kısmen rahatlayan OKB (obsesif kompulsif bozukluk) hastası, “takıntılarım hiç kalmasın” isteğinde bulunuyorken panik bozukluk...
Heyhat! Yaşım kırkı geçti. Fiziksel yapıda deformasyon başladı, haz alma ve hayata karşı hırslı olma azaldı. Beklenti çıtası kademeli olarak düştü. Nerede tıp diplomasını almak için sabreden, evlilik tarihi için heyecanlanan, kızının doğumunda baba olduğunu duymak için ameliyathanenin kapısında dokuz doğuran yirmili yaşlarım? İdealleri olan, hedefler koyan, şartları zorlayan...
Evlilik hayatında eşlerin ilişkisi, baba-oğul ilişkisine benzerdir: karşılıklı sorumluluklar vardır (“Baba” yazısını okumanız uygun olur). Evlilik kurumunun temelini çürüten ve yıkılmasına neden olan iki önemli travmatik olay şunlardır: aldatma ve aile içi şiddet. Aldatma eylemi insani, sosyal, kültürel, ahlaki, dini ve ideolojik yönlerden hiç birinde kabul görmez, hoş karşılanmaz. Aldatan...

Ah Şu İnternet!

* “Evladım diye bir şey diyemiyorum, sürekli bilgisayarın başında, odasından sadece tuvalete gitmek için çıkıyor. Çoğu zaman yanımıza gelmiyor, yemeğini de odasına götürmek zorunda kalıyorum. Ne bitmez oyunmuş, resmen çocuğumu esir aldı. Ah şu internet! Evladımı benden çaldı”. * “Sevgilimle buluşmak için can atıyorum, ama ne zaman bir araya gelsek...
Tıp fakültesi 4. sınıf öğrencisi iken (stajyer doktor olarak) genel cerrahi yoğun bakım ünitesinde arkadaşlarımla nöbetler tuttuk. Yoğun bakım ünitesi, ölüm ile yaşamın kesiştiği bir yerdi. İki ihtimalden biri hayata tutunmakken, diğeri ise mutlak gerçekle yüzleşmekti. Genelde ameliyat sonrası hastaların takibi yapılırdı. Sorumlu asistan doktor, gün içinde yaptığı her...